İlahî İmtihanda İki Şahsiyet: Asaf ve Bel‘am

İlahî İmtihanda İki Şahsiyet: Asaf ve Bel‘am

b-442466-kur'an_ı_kerim

Asaf b. Berhiya, Hz. Süleyman a.s. döneminde yaşamış ve vezirliğini yapmış, Bel‘am b. Baûra ise, Hz. Musa a.s. döneminde yaşamıştır. Bu ikisi büyük lütuflara mazhar olmuş iken, ilahî imtihandan biri başarıyla geçmiş diğeri kaybetmiştir.

“O dilediğini affeder, dilediğine azap eder.” (Bakara, 284) ayeti hakkında şöyle denmiştir: “Allah Tealâ dilerse büyük günah işleyeni affeder, küçük günah işleyene ise azap eder. Yahut bir topluluk beraberce bir günah işlerler. Ona iştirak edenlerden bazılarını Allah dilerse affeder, kötülüklerini iyiliklere çevirir, o günah onlara zarar vermez. O günahı işleyenlerden bazılarına da günahlarından dolayı azap eder, onları bağışlamaz ve yaptıkları hiçbir amel kendilerine fayda vermez.”

Allah Tealâ, Asaf b. Berhiya’ya bunların hepsinden fazla müsamaha göstermiştir. O önceleri haddi aşanlardan biriydi. Kötü bir halde iken Yüce Mevlâ, onun imdadına yetişti. Onu dostluğuna seçti, ilim ve fazilet verdi. Hz Süleyman a.s.’ın veziri yaptı ve İsm-i Âzam duasını öğretti. Bütün bunlar, onun işlediği büyük kusurlarından sonra oldu. Yüce Allah bunu, kendisini seven hiç kimsenin ümitsizliğe düşmemesi ve ilahî muhabbete ermek için çırpınanların O’nun rahmetinden ümit kesmemesi için yaptı.

Ancak Yüce Allah, Asaf b. Berhiya’nın işlediği günahlardan birini işleyen Bel’am b. Baûra’ya, böyle bir müsamaha göstermedi. Çünkü Bel’am, dini dünya malı toplamak için kullanıyordu. İlmine nefsinin kötü arzularını katmıştı. Bundan dolayı hak yoldan saptı, helak oldu. Allah’ın çok şiddetli gazabına uğradı. Asaf’ın işlediği günahlar kendisiyle Rabbi arasındaydı. Rabbinden birtakım işaretler görünce yaptığı günahlardan uzaklaştı. Çünkü o hiçbir zaman işlediği günahla Allah’a isyan etmeyi murat etmemiş ve günah içinde kalmayı istememişti. O sadece nefsinin keyfine tabi olarak hatalara bulanmıştı.

Bel’am b. Baûra’ya İsm-i Âzam duası verilmişti. Hatta bunlardan çok daha üstün güçler kendisine verilmişti. Sonra o bu lütuflardan sıyrıldı, dünyaya meyletti. Kendisini helak edecek işler yaptı. Daha önce yaptığı ibadeti ve zühdü de kendisine fayda etmedi.

Bütün bunlar, hiçbir amel sahibinin Rabbinin tuzağından emin olmaması için, bir alimin davranışları üzerinden örnek göstermedir. Asaf büyük günahlar işlemiş olmasına rağmen, onlardan kurtulduktan sonra kendisine birçok kerametler verildi. Çünkü “murâd” sıfatında ve “mahbub” makamındaydı. Bütün bunlar Hz. Süleyman a.s.’ın devrinde olmuştu. Bel’am’ın hikâyesi meşhur olduğu için burada anlatmayacak, Asaf’ın kıssası hakkında ise bazı bilgileri zikredeceğiz.

Nakledildiğine göre Allah Tealâ, Hz. Süleyman a.s.’a şöyle vahyetmiştir:

“Ey âbidlerin reisinin oğlu! Ey zahidlerin önderinin oğlu! Senin teyzenin oğlu Asaf ne zamana kadar isyan edip duracak! Halbuki ben ona devamlı merhamet ile muamele ediyorum. İzzetime ve celalime yemin ederim ki, şayet onu ansızın cezalandırmak üzere yakalarsam, onu etrafındakilere ve kendisinden sonra gelenlere de ibret olacak hale getiririm.”

Hz. Süleyman a.s., Allah’ın vahyettiklerini Asaf’a anlattı. Asaf dışarı çıktı, bir kum tepesine tırmandı, ellerini göklere doğru kaldırarak şöyle yalvardı:

“Ey Allahım! Ey benim Efendim! Sen Yüce Rabbimsin, ben de senin aciz kulunum. Eğer tövbemi kabul buyurmazsan, ben nasıl tövbe edebilirim. Eğer sen beni korumazsan, ben nasıl günahlardan korunur ve onları terk ederim!”

Bunun üzerine ona şöyle hitap edildi: “Doğru söyledin. Ben Rabbinim, sen de benim kulumsun. Bana tövbe edip dön, çünkü ben senin tövbeni kabul ettim. Ben tövbe edenlerin tövbesini çok kabul edenim ve merhameti bol olanım.”

Yazar: nasihatler.org

paylaş

Bir yorum yap

E-posta hesabınız yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Şu HTML etiketlerini ve özelliklerini kullanabilirsiniz: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <strike> <strong>