MEVLÂNA HALİD K.S. HAZRETLERİNİN İRŞADI

MEVLÂNA HALİD K.S. HAZRETLERİNİN İRŞADI

HAZRETİ MEVLANA HALİD EL BAĞDADİ.KABRİ

Sâdât-ı Kiram’ın büyüklerinden Mevlâna Halid Bağdadî k.s. hazretleri (1770-1827) Osmanlı’nın son dönemlerinde yaşamış, irşadı ve hizmeti ile hem yaşadığı devirde etkili olmuş hem de sonrasında derin izler bırakmıştır. Asrının müceddidi olan Mevlâna Halid k.s., zâhir ve bâtın ilimlerdeki üstün derecesini ifade eden “Zülcenaheyn (Çift Kanatlı)” unvanı ile meşhur olmuştur. Büyük halk kitlelerinin yanı sıra alimler, veliler, idareciler de onun irşad halkasında bulunmuş, İslâm coğrafyasının her köşesinden gelen talipler feyz ve bereketinden istifade etmiştir.

İrşat icazetini Hindistan’ın Cihanabad şehrinde dergâh kuran Şeyh Abdullah Dehlevî k.s. hazretlerinden alan Mevlâna Halid, mürşidinin talimatıyla Bağdat’a döndü. Süleymaniye, Bağdat ve Şam şehirlerinde kurduğu dergâhlar ile geniş çaplı irşad hizmetinde bulundu. Medreseleri Ehl-i Sünnet’in kalesi haline geldi.

Mevlâna Halid k.s. hazretlerinin yetiştirdiği çok sayıda halifesinden 116 kadarı kayıt altına alınabilmiştir. Ancak bazı kaynaklarda 300’den fazla halife yetiştirdiği rivayet edilmektedir. Onun yetiştirdiği halifeler gittikleri coğrafyalarda nuranî birer kandil olarak gönülleri aydınlatmıştır.

Nakşibendiyye yolu Mevlâna Halid k.s. hazretlerinin irşadı ile bütün İslâm ülkelerine yayılmış ve büyük rağbet görmüştür. Tasavvufî usûl ve adabı Nakşibendîliğin “Halidiyye kolu” olarak saadetli ismine nisbet edilerek adlandırıldı. Yetiştirdiği halifeler vasıtasıyla Irak, Suriye, Anadolu, Filistin, Halep, Hicaz, Yemen, Mısır, Hindistan, Afganistan, Kafkasya, Kırım, Kuzey Afrika, Endonezya ve Maveraünnehir topraklarını kapsayan geniş bir alana yayıldı. Zâhir ve bâtın ilimlerini meczeden kapsayıcı irşadı sebebiyle Mevlâna Halid k.s. “Altın Silsile”nin önemli bir halkasıdır.

VALİ’NİN SORUMLULUĞU

Mevlâna Halid k.s., Bağdat’ta Seyyid Abdülkadir Geylanî k.s. hazretlerinin zaviyesine yerleşip irşada başladıktan bir müddet sonra Bağdat Valisi Said Paşa kendisini ziyaret eder. Dönemin en itibarlı alimlerinin, fetva ehli fakihlerin onun huzurunda birer hizmetçi gibi edep ve huşu ile beklediklerini görünce şaşırır. Sonra kendisi de Mevlâna Halid k.s. hazretlerinin manevi ihtişamı karşısında titremeye başlar. Nihayet Mevlâna Halid k.s. hazretlerinin cemali ile sakinleşen Said Paşa nasihat ve dua ister. Mevlâna Halid k.s. paşanın hayırlı bir akıbete ulaşması için dua etmiş ve kendisine hitaben:

“Yarın, o pişmanlık gününde herkes kendi nefsinden hesaba çekilecektir. Sen ise kendinden ve yönetimin altındakilerden sorumlu olacaksın. O halde Allah’tan kork!” buyurur ve şu ayet-i kerimeyi okur: “Öyle bir gün gelecek ki, o günün korku ve dehşetinden süt emziren anneler çocuklarını unuturlar, hamile kadınlar da o gün bebeklerini düşürür. O gün insanları sarhoş olmuş gibi görürsün, halbuki onlar gerçekte sarhoş değildirler. Ne var ki, Allah’ın azabı çok çetindir.” (Hac, 2)

Bu sözleri işiten Said Paşa yüksek sesle ağlamaya başlar. Mevlâna Halid k.s. mübarek elini omzuna koyarak onu teskin eder. Vali dergâhtan ayrıldıktan sonra Mevlâna Halid yanındakilere onun iman ve teslimiyetini haber vererek, “Müjdeler olsun ona ki iki dünya saadetine erişti!” buyurur.

GAVS’IN NAZARI

G avs-ı Hizanî Seyyid Sıbğatullah Arvasî k.s. hazretlerinin bir müridi şu hadiseyi anlatır:
Gavs-ı Hizanî k.s. hazretlerinin büyüklüğünü anlamayan Molla Abdülgafur isminde biri vardı. Molla ilmi ile kibirleniyor, Gavs-ı Hizanî’nin manevi tasarrufunu kabul etmiyordu. Her Cuma gelip Gavs’ın camisinde namazını kılıyor, namazdan sonra derhal camiyi terk ediyordu. Bir Cuma günü Molla Abdülgafur caminin kapısında Gavsımız’la karşılaştı. Gavs-ı Hizanî k.s. hazretleri:

– Ey Molla! Sen bizde hangi kötülüğü gördün ki arkamızdan konuşup gıybetimizi yaparsın, buyurdu.
Molla Abdülgafur bu hitabı anlamamış olacak ki:

– Bunca insanı aldatıp peşinde koşturduğun yetmez mi ki, beni de onların arasına katmak istersin, dedi.
Bu sözü üzerine, Gavs-ı Hizanî k.s. ona öyle bir nazar etti ki, Molla yıldırım çarpmış bir ağaç gibi yere yıkıldı. Sonra ayağa kalkıp Gavs Hazretleri’nin ellerine kapandı. Bir yandan ağlıyor, bir yandan da “Ne olur efendim, beni affediniz. Kötü ve yalancı olan benim. Yaptıklarıma pişman oldum.” diyordu.

Molla Abdülgafur’a;

– Gavs Hazretleri’nde ne gördün ki böyle bir anda değiştin, diye sorulduğunda şöyle dedi:

– Bana öyle celal ile nazar edince, vallahi başım arşa kadar yükseldi, sonra yere düştüm. Bu hali yaşadıktan sonra onun büyüklüğünü anlamadığım için nasıl pişman olmam!

MÜRŞİDE MUTABAAT

Ş ah-ı Hazne ünvanıyla meşhur Şeyh Ahmed el-Haznevî k.s. hazretlerinin (1886?-1949) evlâdı Şeyh Alaeddin k.s., babasının, mürşidi Muhammed Diyaüddin k.s. hazretlerine olan muhabbeti ile ilgili şöyle anlatır:

Şah-ı Hazne k.s. mürşidini öyle severdi ki, hallerini son derece gizli tutmasına rağmen ne zaman Muhammed Diyaüddin k.s. hazretlerinden bahsetse mübarek yanaklarından aşağı birkaç damla yaş süzülür, sonra da:

– Bu benim adetimdir. Şeyhim Hazret’in sohbetlerinden söz açıldığı zaman gözyaşlarıma hakim olamıyorum, derdi.
Şah-ı Hazne k.s. her konuda mürşidini örnek alır, bütün hal ve hareketlerinde ona uyardı. Bazen sağ kolunu cübbesinden çıkarır, o şekilde dolaşırdı. Çünkü Muhammed Diyaüddin k.s. hazretlerinin mübarek sağ kolu Ruslarla girdiği savaşta kopmuş, ahir ömrünü bu surette tamamlamıştı. Şah-ı Hazne k.s. mürşidine mutabaat için bazen cübbesinin sağ kolunu giymez:

– Mürşidimin her hareketini yapmaya beni muvaffak kılan, bunu bana nasip eden Allah’a hamd olsun, derdi.

MUHABBET VE İSTİKAMET

Ş eyh Abdurrahman-ı Tahî k.s. (1831-1886) halifesine yazdığı bir mektupta gönüllere istikamet tayin eden şu satırlara yer vermiştir:

“Şunu bilesin ki, eğer senin kalbinde ilahî muhabbet alevlenirse kardeşlerinin kalbinde de alevlenir. Çünkü onlar senden etkilenir. Beytte denmiştir ki;

Ben sevgiliye âşığım, övgü ve yermeler bana gam vermez. / Aşk yolunda ölmüşüm, inkârcıların sözü beni üzmez.
Hz. Peygamber s.a.v.’in şeriatı ile nasihat et. İnkârcılar için cehennem ve Hakk’a uyanlar için de cennetler var oldukça, salât ve selamın en faziletlisi şeriatın sahibine, âline ve ashabına olsun.

Unutmayasın ki hidayet yolu şeriattadır. Bunun için müritlere iman ve İslâm’ı açıkça bildir. Rabbim şeriat ile insanları Allah’a çağıran kullarına rahmet etsin.”

ZAMANIN HALİ

Seyyid Sıbgatullah Arvasî k.s. hazretleri (vefatı 1870) bir sohbetlerinde şöyle buyurmuştur:

“Şu son asırlarda, bid’atlerden sıkınıp Sünnet ile amel etmek, gece karanlığında ışık saçıp etrafı aydınlatmak gibidir. Peygamber Efendimiz s.a.v. ‘İslâm garip olarak başladı, tekrar başladığı gibi garip hale dönecektir. Gariplere ne mutlu!’ buyurmuştur. Zaman gurbet ve gariplik zamanıdır. Bu nedenle geçmiş zamanlarda yaşamış bir müridin çok amel ve gayretle ulaşabildiği makamlara, bu zamanda yaşayan bir mürid az bir gayretle ulaşabilir.”

 

Yazar: nasihatler.org

paylaş

Bir yorum yap

E-posta hesabınız yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Şu HTML etiketlerini ve özelliklerini kullanabilirsiniz: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <strike> <strong>