Bir Yahudinin Hidayeti

Bir Yahudinin HidayetiYahudi bilginlerinden Zeyd ibn Su’ne, hidayete gelişini şöyle anlatmıştır:

Rasulullah’ın yüzüne baktığım zaman, peygamberlik alametlerinden ikisi dışında hepsini görmüştüm. Henüz görmediğim iki alamet ise: Öfkesini bastıran yumuşak huyu ve kaba cahilliğe karşı sabrı idi. (Bunları denemek istiyordum).

Rasulullah s.a.v. bir gün Hz. Ali ile birlikte odasından çıkmıştı. Bineği üzerinde bedevi tipli bir adam O’na yaklaşarak dedi ki:

– Ya Rasulallah! Falan köy halkı müslüman oldular. Ben onlara; “Müslüman olursanız rızkınız çoğalır.” demiştim. Aksine, bu sene kuraklık oldu,  kıtlık içinde kaldılar. Korkarım ki dünya menfaati için müslüman oldukları gibi, menfaat için İslâm’dan çıkıverirler. Acaba onlara bir yardım göndermeniz mümkün olur mu?

Rasulullah s.a.v. yanındakine baktı. “Bir şey kalmadı ya Rasulallah.” cevabını alınca, ben O’na yaklaşarak dedim ki:

– Belli miktar hurmayı belli süreyle (veresiye, selem akdiyle) bana satamaz mısın?

– Miktarı belli hurmayı belli süreyle (veresiye) sana satayım, dedi.

Ben de süresi belli hurma karşılığında, seksen miskal altın verdim.

Henüz süre bitmesine iki-üç gün varken, bir cenaze münasebetiyle Ebubekir, Ömer ve Osman’ın da yer aldığı bir topluluk içinde Rasulullah’a yaklaşıp yakasına yapıştım; yüzümü ekşiterek dedim ki:

– Hakkımı ödemeyecek misin ey Muhammed? Sizler hep böyle ödemeyi ertelersiniz!

Hz. Ömer bana sertçe baktıktan sonra:

– Ey Allah’ın düşmanı! Sen Rasulullah’a nasıl böyle söyler, nasıl böyle davranırsın? Yemin olsun ki O’ndan çekinmesem kılıcımı kafana indirirdim, dedi.

Rasulullah s.a.v. ise sükûnet ve tebessümle Ömer’e bakarak dedi ki:

– Ya Ömer! Bana borcumu güzelce ödememi, ona da alacağını güzelce istemesini söylemeliydin. Onu götür de hakkını öde, korkuttuğun için yirmi ölçek de fazladan ver.

Hz. Ömer beni götürüp hakkımı ödedi, yirmi ölçek hurma da ekleyiverdi.

– Seni korkuttuğum için, sana fazlaca ödememi Rasulullah emretti, dedi. Ben de:

– Şahid ol ya Ömer! Allah’ı Rab, İslâm’ı din, Rasulullah’ı nebi kabul ettim, dedim.

Sonra birlikte Rasullulah’a gittik: “Eşhedü en lâ ilâhe illallah ve eşhedü enne Muhammeden abdühü ve rasulüh.” diyerek iman ettim.

Ebu Nuaym, Delâilü’n-Nübüvve (Beyrut 1999), 1/91-93; el-Heysemî, Mecmâu’z-Zevâid (Beyrut 1994), 8/433-35; Kandehlevî (terc. A. Meylanî), Hayatü’s-Sahabe, 1/169-71.

Devletle Gelen ZaferOsmanlı sultanı II. Murad Haçlı ordularıyla uğraşırken, onlarla ittifak eden Karamanoğlu İbrahim Bey de Osmanlı topraklarına saldırarak büyük tahribat yapmıştı. Bunun üzerine Edirne-Segedin muahedesini imzalayarak Macaristan’la on yıllığına bir barış anlaşması yapan Padişah, henüz on iki-on üç yaşındaki oğlu II. Mehmed’i Edirne’de yerine vekil bırakarak, Çanakkale boğazı üzerinden geçip Karamanoğlu üzerine yürüdü. Çok büyük tahribat yaparak Konya’ya kadar ilerledi. İbrahim Bey Taşeli bölgesine kaçarak canını zor kurtardı. Sonra veziri Server Ağa ile Padişahın kız kardeşi olan eşini sulh akdi için Padişaha gönderdi. Bunların çok yalvarıp merhamet dilemeleri ve birçok şartı kabul etmeleri üzerine Sultan Murad barışa razı oldu. Bursa üzerinden geri dönerken Mihaliç (Karacabey) ovasında, padişahlığı oğlu Mehmed’e bıraktığını açıkladı. Sonra Bursa’ya (yahut Manisa’ya) gidip inzivaya çekildi.

Bu hadise zamanın başkenti Edirne’de telaş ve heyecan uyandırdı. Haçlılar taarruza geçebilirdi. Bu sırada isyankâr İbrahim Bey de Macaristan kralına haber saldı: “Ne duruyorsunuz? Osmanoğlu delirdi, bir çocuğu tahta geçirdi. Fırsat bu fırsattır!” dedi. Yapılan on yıllık sulh antlaşması üzerinden henüz elli gün geçmişken bunu hiçe sayan Macaristan ve yardımcı devletler, padişah değişikliğini iyi bir fırsat bilerek Macar kahramanlarından Yanko Hunyad’ın başkumandanlığında büyük bir orduyla Bulgaristan’ın Karadeniz kıyısındaki Varna kentine doğru ilerledi. Hedef, Osmanlı’yı Balkanlardan atmaktı.

Durumu öğrenen vezir-i azam Halil Paşa ve diğer vezirler anlaşarak Sultan Murad’a haber saldılar, gelip ordunun başına geçmeye davet ettiler. Oğlu Mehmed’in ağzından şöyle bir de mektup ulaştırdılar: “Padişahlık sizde ise derhal gelmeniz gerekir. Padişahlık bizde ise emre itaat gerekir.” Bunun üzerine Sultan Murad yola çıktı, İstanbul boğazı üzerinden karşıya geçerek Edirne’ye geldi. Sultan Mehmed’i yerinde bırakarak, başkumandan sıfatıyla ordunun başında Varna’ya ulaştı. Yapılan sekiz saatlik çetin bir savaşta yüz bin kişilik Haçlı ordusu perişan olup dağıldı (Kasım 1444). Bu önemli zafer, Rumeli’de Osmanlılara kalıcı bir istikrar sağlamış oldu.

İ. H. Uzunçarşılı, Osmanlı Tarihi, 1/424-438; İ. H. Danişmend, Osmanlı Tarihi Kronolojisi, 1/210-215; Neşrî Tarihi, 2/269 vd.

Bir Siyaset HilesiSultan II. Murad, Varna’da Haçlı ordularına karşı büyük bir zafer kazanarak Edirne’ye dönmüştü (1444). Padişahlık tahtında ise henüz çocuk denecek yaştaki oğlu II. Mehmed vardı. Çandarlı Halil Paşa’nın istek ve teklifine rağmen, Sultan Murad oğlunu tahttan indirmek istemedi. Genç padişahla birlikte bir süre Edirne’de kaldı. Sonra hükümdarlığı oğluna bırakarak Manisa’ya çekildi.

Bu gelişmelerden kısa bir müddet sonra Edirne’de büyük bir yangın çıkmış, Bedesten ve çevresi tamamen yanmıştı. Bu yangını bir de yeniçerilerin büyük bir isyanı takip etti. Yeniçeriler bazı devlet adamlarının konaklarını yağmaladılar. Genç padişaha yakınlığıyla bilinen Şahabeddin Paşa’nın konağı da yağmalandı. Hatta asiler onu öldürmek isterken, kaçarak II. Mehmed’in sarayına sığınmak suretiyle ellerinden kurtuldu. İsyanlarını sürdüren yeniçeriler, Edirne dışında “Buçuk Tepe” denilen yerde toplandılar. İsyan bahanesi ise kendilerine düşük ayarda akçe verilmesiydi. Yeni padişahı da istemiyorlardı. “Buçuk akçe” zam yapılmak suretiyle ortalık yatışmışsa da, memnuniyetsizlik sürüyordu.

Çandarlı Halil Paşa, yeniçerilerin desteğiyle II. Murad’ı yeniden hükümdar yapmanın çaresini arıyordu. Yaşı küçük padişahın olayların önlenmesinde yetersiz kalması üzerine, Çandarlı Halil Paşa ve yanındakiler, hadiselerin genişlemesini önlemek için aralarında anlaşarak, Sultan Murad’ı tekrar padişahlığa davet etme kararı aldılar.

Kendisine ulaşan davet haberi üzerine Sultan Murad acele olarak Gelibolu’ya geçip Edirne’ye geldi. Buçuk Tepe’de yeniçeriler tarafından karşılandı ve şehre girmeden av gezisine çıktı. Sultan Mehmed de av için saray dışındaydı. Sultan Murad, tasarlanan plan gereğince oğlundan önce davranıp saraya geldi. Vezirlerin ve yeniçerilerin desteğiyle padişahlık tahtına oturdu. Avdan dönen Şehzade Mehmed babasını tahtında görünce sükûnet ve metanetini koruyarak padişahın elini öptü. Sultan Murad, oğlunu incitmeden Manisa’ya gönderdi.

Mehmed Sultan babasının yeniden hükümdar olmasını saygıyla karşılamışsa da, bu işi tertipleyen Halil Paşa’ya karşı içinde kin bağlamış, hatta Manisa’da hocası Molla Hüsrev’e: “Şu herif bana ne aceb mekr eyledi! (Şu herif bana ne acayip tuzak kurdu!)” diye söylenmiştir.

Halil İnalçık, Mehmed-II, Diyanet-İslâm Ansiklopedisi, 28/395 vd.; Vahid Çabuk, Solakzâde Tarihi, 1/242-43; Ziya Nur Aksun, Osmanlı Tarihi, 1/118.

Yazar: nasihatler.org

paylaş

Bir yorum yap

E-posta hesabınız yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Şu HTML etiketlerini ve özelliklerini kullanabilirsiniz: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <strike> <strong>