Mevlana Celaleddin-i Rumi´den Tavsiyeler

Hazreti Mevlana
Celaleddin-i Rumi´den
Tavsiyeler
Şu üç şey hakkında dudağını kıpırdatma: Gittiğin
yol, paran, bir de mezhebin.
Çünkü bu üçünün de düşmanı çoktur. Düşman bildi
mi sana pusu kurar. (1/84-85/1047-1048)
Ok gibi doğru ol da yaydan kurtul. Çünkü her
doğru okun, yaydan fırlayacağına şüphe yoktur.
(1/111/1385)
Söz söylemek için önce dinlemek gerekir. Söze,
kulak verme yolundan gir.
Dinleme ihtiyacı olmaksızın anlaşılan söz, ancak
tamahsız ve ihtiyaçsız olan Allah’ın sözüdür.
(1/131/ 1627, 1629)
Sel akmağa başlar başlamaz önünü kes, yolunu
bağla. Yoksa alemi perişan ve harap eder, her tarafı
yıkar.
Fakat harap olmaktan niye gamlanayım? Harabenin
altında padişah hazinesi var! (1/139/1743-1744)
Kimin namazında mihrab ve kıblesi Ayn (Allah’ın
zatı, cemali) olursa onun tekrar iman tarafına
gitmesini ayn ve kusur bil. (1/141/1765)
(Hak) Bu yolda yolun, tırmalan, son nefese kadar
bir an bile boş durma!
Olabilir ki son nefeste bir dem inayete erişirsin. O
inayet, seni sırdaş eder. (1/146/1822-1823)
Dünyanın lütfetmesi ve yaltaklanması, hoş bir
lokma-dır, ama az ye. Çünkü ateşten bir lokmadır!
Ateş gizlidir, zevki meydanda. Dumanı sonunda
mey-dana çıkar. (1/148/1855-1856)
Nefis, çok övülmesi yüzünden firavunlaştı. Alçak
gönüllü, hor, hakir ol; ululuk taslama!
Elinden geldikçe kul ol, sultan olma! Top gibi
zahmet çekici ol, çevgân olma!
Yoksa; senin bu letâfetin, bu güzelliğin kalmayınca
o, seninle düşüp kalkanlar, senden usanırlar.
(1/149/1867-1870)
“Zamanınızdaki günlerde Rabbinizin güzel
kokuları vardır. Kendinize gelin; o güzel kokuları
almaya çalışın.” (1/155/ Hadis)
Sen mâdem ki zahiri önü, sonu düşünmektesin,
ancak ve ancak bu gam ve neşe alemindesin. Ey
hakikatte yok olan!. Yok olan; nerede ön, nerede
son!
Yağmurlu gündür, gece çağına kadar yürü! Bu
yağmur bildiğimiz yağmur değil, Rahmet
yağmurlarından. (1/160/ 2010-2011)
Eğer, “cüzü külle muttasıl”dır, ayrılmaz dersen
diken ye, gül isteme. Diken de gülden ayrılmaz.
“Cüzü külle” ancak bir yüzden bağlıdır. Yoksa
Hakk’ın peygamberleri göndermesi abes olurdu.
(1/226/2811-2812)
Sakın, endişelerden sakın! Fikir, aslan ve yaban
eşeğidir; gönüller de ormanlıklar.
Perhizler, ilaçların başıdır. Çünkü kaşınma
uyuzluğu artırır.
Perhiz, şüphe yok ki ilacın aslıdır. Düşüncelerden
perhiz et de can kuvvetini gör! (1/234/2909-2911)
Akıllı, o kişidir ki, çekinilen belada dostların
ölümünden ibret alır. (1/250/3114)
Kendinize gelin. Allah’ın gayreti, pusudan çıkmayı
görsün: baş aşağı yerin dibine gidersiniz.
(1/273/3417)
Vehmi, fikri, duyguyu, anlayışları sopa gibi çocuk
atı bil!
Gönül ehlinin ilimleri, kendilerini taşır. Ten ehlinin
ilimleriyse kendilerine yüktür.
Gönle uran, adamı gönül ehli yapan ilim, insana
fayda verir. Yalnız tene tesir eden, insana mal
olmayan ilim yükten ibarettir. (1/275/3445-3447)
Hakikati olmayan bir adı hiç gördün mü? Yahut
‘Kâf’ ve ‘Lâm’ harflerinden gül topladın mı?
Mâdem ki, ismi okudun; var müsemmayı da ara.
Ayı gökte bil, derede değil!
Addan ve harften geçmek istersen hemencecik
kendini tamamıyla kendinden arıt (yok ol!)
Demir gibi demirlikten çık, renksiz bir hale gel.
Riyazatta tozsuz, passız bir ayna ol!
Kendini kendi vasıflarından arıt ki, asıl kendi saf,
pak zatını göresin.
O vakit kitap, müzakereci ve üstat olmaksızın
gönlün-de peygamberlerin ilimlerini görür
bulursun. (1/276/3456-3462)
Din ehlini kin ehlinden ayırt et; Hak’la oturanı ara,
onunla otur! (1/297/3719)
Maksada sabırla erişilir, aceleyle değil. Sabret,
doğrusunu Allah daha iyi bilir. (1/319/4004)
Aslanlar gibi avını kendin avla. Yabancının
yaltaklan-masını da terk et, akrabanın
yaltaklanmasını da!
Aşağılık kişilerin hürmetini, hatır saymasını, o
halden bil. Kimsesizlik, adam olmayan kişilerin
işvesinden iyidir. (2/21/261-262)
Miski tene sürme, gönle sür. Misk nedir? Ululuk
sahibi Allah’ın adı. (2/21/266)
Temiz şeyler temizlere aittir; pis şeyler de pislere….
kendine gel!
Kin yüzünden yol azıtanlara kin tutma. Çünkü
onların kabirlerini de kin tutanların yanına kazarlar.
Kinin aslı “cehennem”dir. Senin kinin o küllün
cüzüdür, dinin de düşmanı. (2/22/272-274)
Kim seni haktan hakikatten soğutursa bil ki, şeytan
o adamın içindedir. Derisinin altında gizlenmiştir.
Böyle bir adamın içine girip, böyle bir adamın
sûretine bürünüp seni aldatamazsa hayaline girer de
seni o hayaller kötülüğe sevk eder.
Seni gâh gezip eğlenme, gâh dükkan açıp alışveriş
etme, gâh ilim öğrenme, gâh ev bark kurup çoluk
çocuk sahibi olma hayallerine düşürür.
Kendine gel, hemen “Lâ Havle” de. Ama sade dille
değil; candan gönülden! (2/49/639-642)
Âdem oğlu da iflası sabit oluncaya kadar bu dünya
hapishanesinde kalır.
Rabbimiz de İblis’in müflisliğini Kur’an’la bize
bildir-miş, her tarafa yaymıştır.
O; hilekar, müflis ve kötü sözlüdür. Onunla hiçbir
sûretle ortak olma, oyuna girişme!
Alış-verişe girişirsen kâr edemezsin, çünkü o
müflistir, ondan nasıl olur da bir şey elde
edebilirsin? diye anlatmıştır. (2/50/653-656)
Ey çarelere başvuran, ölünün gözü nasıl cana
bakarsa sen de gözünü lâmekan alemine çevir,
aklını başına al.
Varlık alemi çarelerle doludur da Allah, bir pencere
açmadıkça yine çare yok!
Bu cihan, cihetsiz lâmekan aleminden meydana
gelmiş, bu cihana lâmekan aleminden bir mekan
verilmiştir.
Allah’ı candan-gönülden seviyorsan varlıktan
yokluğa dön.
Bu yokluk, gelir yeridir; ondan kaçınma. Bu varlık
da çok olsun, az olsun, gider yeridir!
Hak sanatının tezgah evi, mâdem ki yokluktur. O
hal-de tezgah evinin dışında ne varsa değersizdir.
(2/53/685-690)
Padişahlıktan feragat edeni padişah bil. Onun nuru
ayla güneş olmaksızın da parlar durur.
(2/112/1469)
Kendini ücret tuzağına teslim et de sonra
kendinden, kendiliğin olmaksızın bir şey çal.
Yaralıya, vücudundan temreni çıkarabilmek için
afyon verir, uyuturlar.
Ölüm vaktinde de adama elem ve ıstırap verirler. O
halde meşgulken canını alıverirler.
Şu halde anlıyorsun ya, gönlünü her hangi bir
düşünceye verdin mi, gizlice senden bir şey
alacaklardır.
Her ne düşünür, her ne elde edersen hırsız, emin
olduğun yerden gelip çatmaktadır.
Binaenaleyh, en iyi işe koyul da, hırsız senden hiç
olmazsa en bayağı bir şeyi, en aşağı bir şeyi alıp
götürebilsin.
Tacirin yükü suya düşerse ondan daha iyi bir
kumaşa el atar.
Senin de, mâdem ki suya bir şeyin düşecek,
mahvolacak, en aşağı şeyi terk et de daha iyisini
bul! (2/115/1502-1509)
‘Hiss’e ait gözüne toprak serp. His gözü akla da
düşmandır, dine de.
Hak Teâlâ, duygu gözüne “kör” dedi, “putperest”
dedi, “bizim zıddımız” dedi. Çünkü o, köpüğü
gördü de denizi görmedi. Bu demi gördü de yarını
görmedi.
Bugünün sahibi de O’dur, yarının sahibi de. Her
ana sahip olan, önünde durup durur da o, hazineden
bir pul bile görmez.
Bir zerre bile o güneşten haber verir ve güneş: o
zerreye kul, köle kesilir.
Birlik denizinin elçisi olan katraya, yedi deniz esir
olur. (2/123/1607-1612)
Gönül istemeden ağza gelen latif sözler,
külhandaki yeşilliğe benzer, dostlar.
Uzaktan bak, geç. Yavrum, onlar yemeye,
kokmaya gelmez.
Vefasızlara gitme. Onlar; iyi dinle, ‘yıkık köprü’
dür.
Bilgisiz biri oraya ayak basarsa köprü de yıkılır,
ayağı da kırılır.
Asker, nerede bir bozgunluğa uğrarsa, iki-üç karı
tabiatlı adamın yüzünden uğrar.
O, erkek gibi silahlanıp savaş safına girer. Diğerleri
de “İşte tam dost”, diye ona güvenirler.
Fakat savaş zahmetlerini gördü mü yüz çevirir.
Onun kaçışı senin manevi kuvvetini de kırar.
(2/218/2840-2846)
(O adam ki) İbadet-i kışırdan ibaret, içi yok.
Cevizler çok ama içleri boş!
İbadetlerin netice vermesi için zevk gerek.
Tohumun ağaç olması için iç gerek!
İçsiz tohum, fidan olur mu? Cansız sûret de
hayalden başka bir şey değil. (2/261/3395-3397)
Ticarette kamil değilsen yalnız başına dükkan
açma, yoğrulup kemale gelinceye dek birisinin
hükmü altına gir!
“Susun, dinleyin!” emrini işit, sükut et. Mâdem ki
Hak dili olamadın, kulak kesil.
Söylersen bile sual tarzında söz söyle. Padişahlar
padi-şahıyla edepli konuş!
Kibir ve kinin başlangıcı şehvettendir. Şehvetinin
yerleşip kuvvetlenmesi de ‘itiyat’ yüzündendir.
Kötü huy, adet edindiğinden dolayı sağlamlaşır,
yerleşir, seni ondan vazgeçirmek isteyene kızarsın.
Toprak yemeye alışırsan, kim seni bundan
menetmeye kalkışırsa onu düşman sayarsın.
Puta tapanlar, bu tapmayı huy edindiklerinden men
edenlere düşman olmuşlardır. (2/265-266/3455-
3462)
Bakır, altın olmadıkça bakırlığını: gönül padişah
olmadıkça müflisliğini bilmez.
Bakır gibi sen de iksire hizmet et. Gönül, dildarın
cevrini çek.
Dildar kimdir? İyice bil. Dildar, ehl-i dildir. Çünkü
ehl-i dil olan, gece ve gündüz gibi cihandan kaçıp
durmakta, alemde eğleşmemektedir.
Allah kulunun ayıbını az söyle, padişahı hırsızlıkla
az kına. (2/267/3475-3477)
Addan geç, sıfatına bak da sıfatlar, seni zata
ulaştırsın.
Halkın ihtilafı addan meydana gelir. Fakat manaya
ulaşınca rahatlaşırlar. (2/283/3679-3680)
Her an, canının bir cüzü ölüm halindedir, her an
can verme zamanındadır. Can verme anında
imanını gör, gözet!
Ömrün, altın kesesine benzer, geceyle gündüz de
para sayan adamdır.
Bilmeden, anlamadan sayar-durur, nihayet kese
boşa-lır, ay tutulur.
Dağdan alsan da yerine koymasan dağ bile yerinde
kalmaz, yok olur, gider.
Şu halde her an yerine karşılık koy ki “Secde et de
yaklaş.” âyetinin maksadı neyse bulasın. (3/11/123-
127)
Akıllı kişi, sakın şeytanın hilesinden! Yoksulların,
muhtaçların seslerini içeriye duy da hilebaz kişinin
sesi, kulağını tutup çekmesin!
Yoksullar, tamahkar ve kötü huylu adamlarsa bile
sen yine gönül sahibini onlar içinde ara!
Denizin dibinde inciler, taşlarla karışık halde
bulunur. Övülecek şeyler; kusurlar, ayıplar
arasında bulunur. (3/69/864-866)
Ey nazik adam, ileri giden son gelenlerden ol. Taze
ve turfanda meyve, ağaca nazaran daha ileridedir,
derecesi daha üstündür.
Gerçi meyve ağaçtan sonra vücuda gelir, fakat
hakikatte evvel odur, çünkü ağaçtan maksat odur.
(3/91/ 1128-1129)
Kötüye yorma, vehimlenme; insanı hiçbir hastalığı
yokken hasta eder.
Kabul edilmesi farz olan peygamber hadisidir bu :
“Hasta değilken kendinizi hasta gösterirseniz
gerçekten hastalanırsınız.” (3/128/1579-1580)
Anlatılanı anlamaya, söyleneni dinlemeye liyakatin
yoksa, söz söyleyenin söyleme kabiliyeti seni
görür, anlar, yatar, uyur!
Arayan, ‘aradığını bulsun’ diye yerde ne biterse
ihtiyaç sahibi için biter. (3/262/3207-3208)
Nerede dert varsa deva-şifa oraya gider, nerede
yoksulluk varsa nimet oraya varır.
Müşkül neredeyse cevap ordadır, gemi neredeyse
su ordadır.
Suyu az ara, susuzluğu elde et de sular yukarıdan
da coşsun, aşağıdan da fışkırsın!
Boğazcağızı nazik yavrucak doğmasaydı onu
besleyecek süt nasıl olur da memeden akardı?
(3/262/3210-3213)
Cevherleri gizli olan can ekinleri içinde kevser
suyuyla dolu rahmet bulutları var. Susuz kal, susa
da “Onları Rab’leri sular” lûtfu hitabı gelsin.
(3/262/3219)
“İbret almayı, uyanmayı Allah’tan dile; kitaptan,
sözden, harften, duraktan değil!” (3/267/3271)
Allah, “Kaybettiğiniz şeylere eseflenmeyin, hatta
kurt gelse de keçinizi yese bile.” buyurdu.
O bela, daha büyük belaları defetmek, o ziyan daha
şiddetli ziyanları menetmek içindir. (3/266/3264-
3265)
Ey insan, cisim ve mal ziyanı, cana faydadır, canı
vebalden kurtarır.
Sende riyazatla, canla, başla müşteri ol. “Tenini
riya-zata verdin mi canını kurtardın.” demektir.
(3/277/3396-3397)
Sen istemezsin, sebep olamazsın ama burnun
kanar, bir hayli de kan akar derken ateşin geçer,
kurtulursun.
Her meyvenin içi, kabuğundan yeğdir, iyidir. Teni
de kabuk; sevgiliyi iç bil!
İnsan, pek latif bir içe maliktir. İnsansan bir an
olsun onu ara! (3/279/3416-3418)
Ölümü, bir ‘Yusuf’ gören, canını feda eder; kurt
olarak görense yolunu sapıtır!
Oğul, herkesin ölümü, kendi rengindendir.
Düşmana düşmandır, dosta dost!
Ayna Türk’e nazaran güzel bir renktedir. Zenci’ ye
nazaran o da zencidir. (3/280-281/3438-3440)
Ey can, aklını başına devşir. Ölümden korkup
kaçarsın ya, doğrucası sen, kendinden
korkmaktasın.
Gördüğün, ölümün yüzü değil, kendi çirkin yüzün:
canın bir ağaca benzer…. ölüm yaprağıdır.
İyiyse de senden yetişmiş, yeşermiştir; kötüyse de.
Hoş, nahoş… gönlüne gelen her şey, senden, senin
varlığın-dan gelir. (3/281/3441-3443)
Kızgınlığın, cehennem ateşinin tohumudur.
Kendine gel de şu cehennemini söndür, çünkü o bir
tuzaktır. (3/284/ 3480)
Düşmanlığa kalkışacaksan düşmanlık edebileceğin
birisiyle çarpış (savaş) ki onu esir edebilmek
mümkün olsun. (3/295/3625)
Babam, Allah’ın rahmetini şöyle bil: O rahmet
vehme bile sığmaz, yalnız eseri görünür!
(3/296/3634)
Bir şeyin hem nefyedilmesi caizdir, hem ispat
edilmesi. Çünkü zahiri görünüş aykırıdır. Nispet de
iki türlü olabilir.
Allah’ın “O taşları attığın zaman yok mu? Onları
sen atmadın ki… Allah attı.” demesinde hem nefiy
vardır, hem ispat: ve ikisi de yerindedir.
Onları sen attın, çünkü taşlar senin elindeydi, fakat
sen atmadın, çünkü o atış gücünü Allah ızhar etti.
İnsanoğlunun kuvvetinin bir haddi-hududu vardır.
Bir avuç toz-toprak nasıl olur da bir orduyu bozar,
kırıp geçirir?
Avuç senin avucundur ama atış bizden. Bu iki
nispetin nefyi de yerindedir, ispatı da. (3/298-
299/3658-3662)
Gönül, sana da vefa etmez, seni de terk edip gider.
O senden vazgeçmeden sen ondan vazgeçmeye
çalış! (3/302/3699)
Alemde bütün anlayışlar, durup dinlenmezler…
meydanda koşup gelme zamanıdır; oturup zevkle
içkiye dalma zamanı değil ! (3/304/3723)
Gam ye de, gam artıranların, seni derde sokanların
ekmeğini yeme çünkü akıllı adam gam yer,
çocuksa şeker !
Neşe şekeri, gam bahçesinin meyvesidir. Bu ferah
yaradır; o gam, merhem.
Gam gördün mü aşkla kucakla…. Şam’a Rübve
tepe-sinden bak !
Akıllı adam, şarabı üzümde görür…. âşık varı yokta
bulur. (Hakim-i Gaznevi’den, 3/306/3751-3754)
Oğul, her şüphe yakine susamıştır. Şüphe arttıkça
yakine ulaşmak için daha ziyade çırpınır, kol-kanat
açar, uçmaya çalışır.
İlim mertebesine ulaştı mı, kanadı ayak kesilir,
gayrı uçmaya ihtiyacı kalmaz.
Çünkü bilgisi yakin kokusunu almaya başlamıştır.
Bu sınanmış yolda ilim, yakından aşağıdır, şüphe
yukarı.
Bil ki, ilim yakini arar. Yakin de apaçık görüşü…
Tekâsür Süresi’nde “Kellâ lev ta’lemüne” den
sonrasını oku da bunu ara, bul, anla !
Ey bilgi sahibi! Bilgi insanı görüşe götürür.
Dünyadakiler yakin sahibi olsalardı cehennemi
gözleriyle görürlerdi.
Görüş, şüphe yok ki, yakinden doğar; nitekim
hayal de zandan doğmaktadır.
O sürede bu anlatılmıştır, “İlm-e’l Yakin” olur, bak
da gör” (3/336-337/4118-4125)
Allah’ın rahmeti, kahrından ileridir, kahrından
fazladır ve ezelidir. Bu yüzden de bir kimseyi
belalara uğratması, rahmetindendir.
“Varlık sermayesi elde edilsin” diye rahmeti
kahrından ileridir, üstündür.
Etle deri lezzetsiz meydana gelmez fakat onlar
meydana gelmedikçe sevgilinin aşkı, onları nasıl
eritebilir?
İşte bu takdir neticesi olarak sen de kahırlara
uğrarsan eseflenme… bu kahırlar yüzünden elindeki
sermayeyi sevgiliye bağışlarsın.
Sonra bunun özrü olarak tekrar lûtfeder, “yıkanıp,
arındın, dereden atladın, artık o mihnetler, cefalar
geçti” der. (3/340-341/4166-4170)
… Ezeli gaye, senin teslim olmandır. Ey müslüman,
teslim olmayı araman, dilemen gerek! (3/341/4177)
Kötü ve hayırsız adam, lengersiz gemidir; ne demir
atmıştır, ne bir yere bağlıdır; deli rüzgarlardan
kurtulamaz ki.
“Akıllıya huzur ve emniyet veren akıl lengeridir”…
akıllılardan bir lenger dilen!
İnsan, o cömertlik denizinin inci hazinesinden akıl,
fikir kazanırsa,
Bunların yardımıyla gönlü marifetler elde eder,
gönül-lükten çıkar, yücelir… gözleri de nurlanır.
Çünkü nur, gönülden doğar da bu göze vurur.
Gönül olmasa gözün hiçbir şey göremez.
Gönül ,akıl nurlarıyla nurlanırsa o nurlardan göze
de bir pay verir.
Bil ki gökten inen mübarek su, gönüllere gelen
vahiydir, dillere gelen doğru sözlülüktür.
Biz de tay gibi ırmaktan su içelim de bizi kınayan
vesveseciye bakmayalım, aldırış etmeyelim.
Peygamberlerin izini izliyorsan yola düş, halkın
bütün kınamalarını hava say!
Yol aşan, menzil alan yol eleri ne vakit köpeklerin
havlamasına kulak astılar? (3/353/4311-4320)
… bil ki kin, sapıklığın, kafirliğin temelidir!
(4/10/111)
Kötülükte bulundun mu kork, emin olma, çünkü
yaptığın kötülük bir tohumdur, Allah, onu mutlaka
bitirir! (1/14/165)
Dünyadan geçen kişilerde yok olmamışlar, fakat
Allah sıfatlarına bürünmüşlerdir.
Onların sıfatları, Hak sıfatlarına karşı, güneşin
karşısındaki yıldızlara dönmüştür.
A inatçı! Kur’an’dan buna delil istiyorsan oku:
“Onların hepsi huzurumuzdadır.”
Haklarında “Huzurumuzdadır.” denenler yok
olamaz-lar, iyi dikkat et de ruhların bekasını iyice
anlayasın!
Beka’dan mahcup olan ruh azaptadır, Hakk’a vasıl
olan ruhsa beka aleminde hicaplardan kurtulmuş
bir haldedir.
İşte bu hayvani duygu kandilinden ne murat
edilmişse, bu kandilin gerçeği neyse sana
söyledim… kendine gel de sakın bu hayvani
duyguyla ruh arasında bir birlik tasavvur etme!
Çabuk, ruhunu, yolcuların kutlu ruhlarına ulaştır!
(4/36-37/442-448)
Aklın varsa başka bir akılla dost ol, görüş danış!
İki akılla birçok belalardan kurtulur, ayağını
göklerin ta yücesine korsun! (4/104/1263-1264)
Şu halde bu alemin direği gafletten ibarettir…
devlet nedir? Dev (yani koş) kelimesiyle, let (yani
dayak) kelime-sinden meydana gelme bir kelime!
Önce koş… koş da sonunda dayak ye! Bu yıkık
yerde devlet sahibine eşekçesine ölümden başka
hiçbir şey yok!
Sen bir işe el atar, o işe iyice sarılırsın… o işteki
ayıp ve noksan o anda sana örtülüdür.
Allah, senden o işin ayıbını örttüğünden canla başla
o işe girişebilirsin.
Hararetle sahip olduğun fikrinde ayıbı senden
gizlidir.
Sana o fikirdeki ayıp ve kusur belli olsaydı ondan
kaçardın… canın “bu fikirle aramda keşke-mağriple
maşrık arası kadar uzaklık olsaydı” der!
Nihayet ondan usanır, pişman olursun ya… bu hal,
evvel olsaydı hiç ona koşar mıydın?
Şu halde “ona girişelim, kaza ve kadere uygun
olarak o işi görelim”, diye önce ondaki ayıbı,
kusuru bizden gizlemiştir. Kaza ve kader hükmünü
izhar edince göz açılır; pişmanlık gelir, çatar!
Bu pişmanlık da ayrı bir kaza ve kaderdir… bu
pişmanlığı bırak da Allah’a tap!
Pişman olmayı kendine adet edinirsen boyuna
pişman olur-durur, nihayet bu pişmanlığa da daha
ziyade pişman olursun!
Ömrünün yarısı perişanlıkta geçer, öbür yarısı da
pişmanlıkta heder olur gider.
Bu fikri, bu pişmanlığı terk et de daha iyi bir hal,
daha iyi bir dost ve daha iyi bir iş ara! (4/109-
110/1330-1342)
Delinin elinden silahı al da adalet ve sulh, senden
razı olsun!
Fakat elinde silahı olur, aklı da bulunmazsa bağla
elini… yoksa yüzlerce zarar yapar. (4/117/1434-
1435)
Aklı, zekayı sat da hayranlığı satın al … akıl ve
zeka,; zandır, hayranlıksa bakış görüş!
Aklı, Mustafa (a.s.)’nın önünde kurban et…
“Hasbiyallah” de, yani “Allah’ım bana yeter”!
(4/115/1407-1408)
Kalıbın, cesedin mektuptur, ona dikkat et, padişaha
layık mı, değil mi? Bir anla da sonra gönder!
Bir bucağa git, mektubu aç, oku!. bak bakalım,
içindeki sözler, padişahlara layık olan sözler mi?
Layık değilse o mektubu yırt, çaresine bak, başka
bir mektup yaz!
Fakat ten mektubunu açmayı kolay sanma. Yoksa
herkes gönül sırrını apaçık görürdü!
Bu mektubu açmak ne güçtür, ne sarptır! Erlerin
işidir, bu çocuk işi değil!
Hepimiz, fihriste kani olmuş, kalmışız… çünkü
heva ve hevese, hırsa bulaşmışız!
Halbuki o fihrist, ona baksınlar da metni de öyle
sansınlar diye halka bir tuzaktır.
Mektubu aç, bu sözden baş çevirme! Allah doğruyu
daha iyi bilir!
Mektubun fihristi, dille ikrar etmeye benzer…
halbuki sen gönül mektubunun metnini sına!
Bak bakalım, ikrarınla muvafık mı? Buna bak da
işin, münafıkların işine dönmesin! (4/128-
129/1564-1573)
Gümüş bedenli güzellerin vücudu seni avladıysa
ihti-yarlıktan sonra bir de pamuk tarlasına dönen
bedene bak! (4/131/1600)
Zekidir, ince şeyleri bilir… bilir ama değil mi ki
kıblesi dünyadır, onu ölü bil sen! (4/135/1656)
Akıl, iki akıldır: Birincisi kazanılan akıldır… sen
onu mektepte çocuk nasıl öğrenirse öyle öğrenirsin.
Kitaptan, üstattan, düşünceden, anıştan,
manalardan, güzel ve dokunulmadık bilgilerden.
Aklın artar, başkalarından daha fazla akıllı olursun,
fakat bu ezberlemekle de ağırlaşır, sıkılırsın!
Geze dolaşa adeta bir ezberleme levhası kesilirsin…
Halbuki bunlardan geçen levh-i mahfuz olur!
Öbür akıl, Hak vergisidir… onun kaynağı candadır.
Gönülden bilgi ırmağı coştu mu ne bakar, ne
kesilir, ne de sararır!
Kaynağı, yolu bağlı ise ne gam! Çünkü o anbean ev
içinden coşup durmaktadır! (4/159/1960-1966)
… Gönlüne kin yüzünden çirkin sûretler gelmesin!
(4/160/1980)
… Olmayacak söze, kim söylerse söylesin, inanma!
(4/182/2251)
… Geçmiş, gitmiş şeye gam yeme… fırsatı fevt ettin
mi acıklanma artık! (4/182/2253)
Uykuya dalmış bilgisiz kişiye öğüt vermek, çorak
yere tohum saçmaktır.
“Aptallık ve bilgisizlik” yama kabul etmez… ey
öğütçü, ona hikmet tohumunu pek saçma!
(4/183/2264-2265)
Hızır, gemiyi: kötü kişilerin ellerinden
kurtarabilmek için, deldi, kırdı.
Mâdem ki kırık gemi kurtuluyor, sen de kırıl!
Emniyet yoksulluktandır, yürü yoksul ol!
(4/222/2756-2757)
Hakiki olmayan padişahlığı ne el bil, ne yen!
Çalma-çırpma padişahlık; cansız, gönülsüz ve
gözsüzdür.
Sana padişahlığı halk verdiyse borç alır gibi yine
senden alır!
İğreti padişahlığı Allah’a ver de Allah sana
herkesin kabul edeceği bir padişahlık versin!
(4/223/2775-2778)
… Her oyunun faydasını, ondan sonrakinde gör!
(4/232/2889)
Kulak ver, “Çok ağlayın.” dedi. Ağlayın da yaratıcı
Rabbinin ‘ihsan sütü’ aksın.
Dünyanın direği bulutun ağlamasıdır, güneşin
yakması. Sen bu iki ipe iyi sarıl. (5/15/165-167)
Akıllardaki bu aykırılık, bil ki mertebe bakımından
yerden göğe kadardır.
Akıl vardır, güneş gibi. Akıl vardır, zühre
yıldızından da aşağıdır, yıldız akmasında da.
Akıl vardır, bir sarhoş mumu gibi; akıl vardır, bir
ateş kıvılcımı gibi.
O güneş gibi aklın önünden bulutlar kalktı mı Hak
nurunu gören akıllar faydalanırlar.
Akl-ı cüz-i aklın adını kötüye çıkarmıştır. Dünya
muradı insanı muradsız bir hale getirmiştir.
O, bir avdan avcının güzelliğini görmüştür. Bu,
avcılığa düşmüş, bu yüzden bir avın derdine
uğramıştır.
O, hizmetle hizmet edilme nazına erişmiştir; bu
kendisine hizmet edilmeyi dilemiş, yüce yolundan
geri dönmüştür.
O, Firavunlukla suya tutsak olmuş, İsrailoğlu,
tutsaklık yüzünden yüzlerce Suhrab kuvvetini elde
etmiştir.
Bu aykırı bir oyundur, yaman bir ferzin-benttir.
Hileye az başvur, devlet ve baht işidir, bu.
Hayal ve hileyi az doku. Çünkü gani Hak hileciye
az yol gösterir. Hile edeceksen iyi hizmet etme
yolunda hile et de bir ümmet içinde peygamberlik
elde edesin.
Hile et de kendi bedeninden ayrıl, hilenden kurtul,
tek kal!
Hile et de en aşağı bir kul ol. Aşağılıkla yürü de
efendi kesil.
Ey koca kurt, hile ve hizmetle efendilik elde etmeyi
umma.
Fakat pervane gibi ateşe atıl, o ateşi kesene
doldurup ağzını büzme, her şeyden kurtul!
Gücü, kuvveti bırak, ağlamaya giriş. A yoksul,
ağlayı-şa acınır.
Susuz ve aciz kişinin ağlayışı manevidir, doğrudur.
Soğuk soğuk ağlayışsa, o azgının yalanından
ibarettir.
Yusuf’un kardeşlerinin ağlamaları hileden ibarettir.
Çünkü içleri hissetle, illetle doludur. (5/41-42/459-
476)
Duymuşsundur ya, “saltanat kısırdır” derler.
Padişahlık davasında olan korkusundan akrabalığı
filan hep keser, hepsinden vazgeçer.
Çünkü saltanat kısırdır, onun oğlu yoktur. Ateş gibi
kimseyle dostluğu olamaz.
Kimi bulursa yakar, yırtar. Kimseyi bulamazsa
kendi kendisini yer.
‘Hiç ol’ da onun dişinden kurtul. O katı yürekliden
merhameti az um!
‘Hiç’ oldun mu o katı yürekliden korkma. Her
sabah ‘mutlak yokluk’ tan ders al.
Ululuk, ululuk ıssı, Allah’ın elbisesidir. Kim onu
giyme-ye kalkışırsa vebale girer.
Taç onundur, kemer bizim. Vay haddini aşana!
Bu tavusluk kanadı, sana bir sınamadır. Buna
kapıldın mı Hakk’a ortak olmaya, onun gibi noksan
sıfatlardan ari olduğunu davaya kalkışırsın.
(5/47/528-535)
Bir çok naz vardır ki, suç olur; kulu, padişahın
gözünden düşürür.
Nazlanmak, şekerden tatlıdır ama az çiğne,
yüzlerce tehlikesi vardır.
Niyaz yolu emin bir yoldur. Nazı bırak da o yola
düş!
Nice nazlananlar vardır ki kol-kanat çırpar ama
nihayet o hal, adama vebal olur.
Nazın güzelliği seni bir an yüceltse bile onun gizli
korkusu, seni eritir, mahveder.
Bu yalvarışa gelince: Seni zayıflatır. Zayıflatır ama
parlak ayın on dördü gibi baş köşeye geçirir.
Ölüden diriyi çekip çıkarınca ölen, doğru yolu
bulur.
Diriden ölüyü çıkarınca da diri nefis, ölüm
tarafında yönelir, ölüm tarafına dönüp dolaşır.
Öl ki, hiçbir şeye ihtiyacı olmayan diri Allah,
ölüden diri meydana getirsin. Allah, bu ölü
bedenden bir diri meydana getirsin.
Kış olursan baharın gelişini, gece kesilirsen
gündüzün oluşunu görürsün. (5/48/543-553)
Bedende Nefs-i Mutmainne’nin yüzünü düşünce
tırnakları yaralar.
Kötü düşünceyi zehirli tırnak bil. Bu tırnak,
derinleştikçe can yüzünü tırmalar.
Müşkül düğümleri açmak ister; fakat bu, adeta altın
bir kaba aptes bozmaya benzer.
Ey işin sonuna varan, düğümü çözülmüş say. Bu
düğüm, boş keseye vurulmuş kuvvetli ve çözülmez
bir düğümdür.
Düğümleri açmakla uğraşa uğraşa kocadın, başka
bir kaç düğümü de çözülmüş sayıver!
Asıl boğazımızdaki çözülmez düğüm şudur: Sen
kendini bil, bakalım, aşağılık bir adam mısın, yoksa
bahtı yaver bir adam mı?
Adamsan bu müşkülü çöz. İnsan nefsine sahipsen
nefesini bu yolda sarf et.
Ayan ve arazı bildin tut, ne çıkar? Asıl, kendi
haddini bil ki bundan kaçıp kurtulmaya imkan yok.
Kendi haddini bilince de artık bu hadden kaç da ey
toprak eleyen, hadsiz aleme ulaş.
Ömrün mahmul ve mevzu derdiyle geçti. Gözün
açılmadı, hayatın duyduğun şeylerle geçip gitti.
Neticesiz ve tesirsiz her delil boş çıktı. Sen kendi
neticene bak!
Filozof, davasında delilleri çoğaltıp durur. Halbuki
kalbi temiz Allah kulu, onun aksine delillere
bakmaz bile.
Delilden ve hicaptan kaçar, delalet edilenin peşine
düşer, başını yakasının içine çeker.
Filozofa göre duman, ateşe delildir ama bizce
dumansız olarak ateşe atılmak daha hoştur.
Hele yakınlıktan, sevgiden meydana gelen şu ateş
yok mu? O bize dumandan daha yakındır.
Hasılı cana arız olan hayallere kapılıp dumana
koşmak ve bu yüzden candan olmak, pek kötü bir
iştir, pek bahtsızlıktır! (5/49-50/557-573)
Kanadını yolma, onun sevgisini gönlünden sök,
çıkar. Çünkü savaşmak için düşmanın bulunması
şarttır.
Düşman olmadıkça savaş imkanı yoktur. Şehvetin
olmazsa ondan kaçınma emrine uyman mümkün
değildir.
Meylin olmazsa sabrın manası yok. Düşman yoksa
ordu sahibi olmana ne hacet?
Kendine gel de kendini hadım etme, papaz olma.
Çünkü çekinmek ve temiz durmak, şehvetin
zıddıdır.
Heva ve heves olmadıkça ‘Heva ve hevesten
çekinin’ denmesi mümkün değildir. Ölülere gazilik
taslanmaz ya!
“Yoksullara verin, onları doyurun” denmiştir, şu
halde kazan. Çünkü elinde eskiden kazandığın bir
şey olmadıkça harcedemezsin ki.
Gerçi o mutlak olarak “Yoksulları doyurun”
demiştir, ama sen “Kazanın da sonra yoksulları
doyurun” diye oku!
Yine böyle, o padişah “Sabredin” buyurdu. Bir
istek olmalı ki ondan yüz çeviresin.
“Yiyin” emri, şehvet için bir tuzaktır, ondan sonra
gelen “israf etmeyin” emriyse temizliktir.
Şehvet olmazsa ondan kaçınmaya imkan olabilir
mi?
Sabretme ezasına uğramadıkça karşılığında bir
müka-fat ve hayır elde edemezsin.
Ne hoştur, o şart ve ne sevinçli şeydir, o mükafat.
O gönüller açan, canlara can katan mükafat! (5/50-
51/574-585)
Nice hüner ve sanatlar vardır ki ham kişiyi helak
eder. Çünkü o, taneye koşar, bu yüzden de tuzağı
görmez.
İhtiyarına sahip olmak, “Sakının” emrine uyan ve
kendisine sahip olan adam için iyidir.
Kendini koruyamıyor, kötülüklerden
çekinemiyorsan sakın, o aleti uzaklaştırır, ihtiyarı
bırak. (5/56/648-650)
Cansız değilsen gönül sahibini ara. Padişaha zıt
değilsen gönülle aynı cinsten olmaya bak.
(5/75/902)
Zamanede sana üç yoldaş vardır; biri vefakardır,
ikisi gaddar.
Biri dostlarındır, öbürü malın mülkün, üçüncüyse
iyi işlerdir ve bu vefalıdır.
Mal, seninle beraber gelmez, evden dışarı bile
çıkmaz. Dost gelir, gelir ama mezar başına kadar.
Ölüm gününde dost, sana hal diliyle der ki; “Sana
buraya kadar yoldaşım, bundan öteye gidemem.
Mezarının başında bir zamancağız dururum.”
Fakat yaptığın işler vefakardır; onlara sarıl ki onlar;
mezarın içine kadar seninle gelirler. (5/87/1046-
1050)
Şu halde kibir elbisesini bedeninden çıkar. Bir şey
belleyip öğrenme hususunda aşağılık bir elbiseye
bürün.
Bilgi sahibi olmanın yolu sözledir. Sanat
öğrenmenin yolu işle.
Yokluk istiyorsan o, konuşup görüşmeyle kaimdir.
Bu hususta ne dilin işe yarar, ne elin.
Can, yokluk bilgisini bir candan beller. Bu bilgi, ne
defterden bellenir, ne dilden! (5/88/1061-1064)
Ruh bağışlayan güzelden ruhunu esirgeme. O, seni
kıratın üstüne bindirir.
Taçlar veren o başı yüce erden başını çekme. O,
gönlünün ayağındaki yüzlerce düğümü çözer.
Fakat kime söyleyeyim? Bütün köy içinde nerde
bir diri? Âbıhayatın bulunduğu tarafa koşan kim?
Sen, bir horluk, görür görmez aşktan kaçmadasın.
Bir addan başka aşktan ne biliyorsun ki?
Aşkın yüzlerce nazı, edası ululuğu var. Aşk,
yüzlerce nazla elde edilebilir?
Aşk vefakar olduğu için vefakar olanı satın alır.
Vefasız adama bakmaz bile.
İnsan bir ağaca benzer, ahdi de ağacın köküne.
Kökün iyileşmesine, sağlamlaşmasına çalışmak
gerek.
Bozuk düzen ahit, çürümüş köktür, kökü çürümüş
ağaç meyve vermez.
Ağacın dalları, yaprakları yeşil bile olsa kök
çürümüş, kokmuşsa faydası yok.
Fakat kökü sağlam da yeşil yaprakları yoksa
nihayet günün birinde yüzlerce yaprak, el salar.
İlminle gururlanma da ahdini bütünlemeye bak.
Çünkü bilgi kabuğa benzer, ahitse onun içindir.
(5/96-97/1160-1170)
Kim benlikten kurtulursa bütün benlikler onun
olur. Kendisine dost olmadığı için herkese dost
kesilir.
Nakışsız bir ayna haline gelir, değer kazanır.
Çünkü bütün nakışları aksettirir. (5/218/2665-
2666)
Tut ki bütün doğuyu, batıyı zaptettin, her tarafın
saltanatına sahip oldun. Mâdem ki bu saltanat,
kalmayacak, sen onu bir şimşek farzet; çaktı,
söndü.
Gönül, ebedi olmayan mülkü, bir rüya bil!
Cellat gibi boğazına yapışan debdebeyi, şan ve
şöhreti ne yapacaksın ki?
Bil ki bu alemde de bir emniyet bucağı vardır.
Yalnız münafığın sözünü az duy; çünkü o söz,
zaten söz değildir. (5/319/3926-3929)
Şu halde bil ki çektiğin zahmet, yaptığın bir suçun
sonucudur. Sana inen bu tokat bir şehvetin
sebebidir.
İbret almaz, o suçu bilmezsen bile hiç olmazsa
derhal ağlamaya, sızlamaya koyul, yarlıganma dile!
Secde et, yüzlerce defa “Ya Rabbi” de, ‘bu gam,
yaptı-ğım suçun karşılığıdır, ancak!
Ey Rabbim, sen zulümden, sitemden temizsin.
Nasıl olur da suçsuz olarak insana bir ders, bir gam
verirsin.
Ben suçu belli beyan bilmiyorum, fakat bu derde
sebep de mutlaka bir suçtur.
Sebebi örttüğün gibi o suçu da ört.” (5/324/3988-
3993)
Bu zamanda zıddı nefyetmeden başka anlatış çaresi
yok. Bu alemde bir an bile yok ki bir tuzak
olmasın.
Ey akıllı, fikirli er, sevgiliyi perdesiz görmek
istiyorsan ölümü seç, o perdeyi yırt.
Fakat, ölür, mezara gidersin hani, o ölümü değil.
Seni değiştiren, nura götüren ölümü seç. (6/62/737-
739)
Bu dünya pazarında sermaye altındır; orada da aşk
ve ıslak iki göz.
Kim eli boş pazara giderse ömrü geçer, tamamıyla
ham ve eli boş olarak geri döner.
Kardeş neredeydin? Hiçbir yerde! Ne pişirdin?
Hiçbir şey!
Müşteri ol da elim oynasın, gebe olan madenimden
la’l doğsun.
Fakat, müşteri, gevşek ve soğuk bile olsa yine sen
onu çağır. Çünkü böyle emredilmiştir
Doğan kuşunu uçur, ruh güvercinini tut. Davet
yolunda Nuh’un yolunda yürü.
Allah için hizmette bulun. Halkın kabul etmesiyle,
reddetmesiyle ne işin var senin? (6/70/839-845)
O göç zamanının “Hadi, kalk kalk!” sesi geldi mi
bütün dedikodular yok olur, gider,
Sükut alemi gelir, çatar. Bari sen o gelmeden sus.
Vay o kişiye ki ölümle ünsiyeti yoktur!
Gönlünü bir iki günceğiz cilala da o aynayı kendine
defter edin. (6/105/1285-1287)
… Fikrin donmuşsa, düşünemiyorsan yürü, zikret.
Zikir, fikri titretir, harekete getirir. Zikri bu dönmüş
fikre güneş yap.
İşin aslı cezbedir. Fakat kardeş, işten kalıp cezbeyi
bekleme.
Çünkü işi bırakmak, nazlanmaya benzer. Canıyla
oynayan hiç nazlanabilir mi?
Oğul, ne kabul edilmeyi düşün, ne reddedilmeyi.
Sen daima emri, nehyi gör, gözet!
Derken cezbe kuşu, birdenbire çerden çöpten
yapılmış yuvasından uçar, görünüverir. Onu
gördün mü sabah oldu demektir, mumu o vakit
söndür.
Gözler perdeleri delip hakikati görmeye başladı mı
bu nur, onun nurudur artık. Bu nura sahip olan dışa
bakar, içi görür.
Zerrede ebedi varlık güneşini görür. Katrada bütün
denizi. (6/119/1475-1482)
Kardeş, elini duadan ayırma. Kabul edilmiş,
edilmemiş, bununla ne işin var senin?
Ekmek bile bu gözyaşına mani olursa elini
ekmekten yumak gerek.
Kendine çekidüzen ver, çevikleş, yan yakıl da
ekme-ğini gözyaşlarınla pişir! (6/186/2344-2346)
Bu atalar sözü, alemde söylenir durur: Şeytanın
canı azapta gerek.
Çünkü bilgisiz kişi, hocadan utanır, kalkar, gidip
yeni bir dükkan açar.
Ustana danışmadan açtığın o dükkan, bil ki kokmuş
bir dükkandır, akreplerle, yılanlarla doludur a
sûretten ibaret adam!
Çabuk yık bu dükkanı da yeşilliğe, gül fidanlarının,
içilecek suların bulunduğu yere dön! (6/187/2363-
2366)
Belayı def etmenin çaresi, sitem etmek değildir.
Buna çare ihsandır, aftır, keremdir.
Peygamber, “Sadaka, belayı def eder.” dedi. Ey
yiğit, hastalığı sadakayla tedavi et. (6/204-
205/2590-2591)
Düşünceleri, gökyüzünün yıldızları say. Fakat
bunlar, başka bir gökyüzünde dönmedeler.
Kutluluk gördün mü şükret, ihsanda bulun. Kötülük
gördün mü sadaka ver, yarlıganma dile, çark vur!
Ayın nurlarıyla ruhu parlat. Çünkü tutulma yerine
geldi, zararlar gördü can simsiyah oldu.
Onu hayalden, vehimden, zandan kurtarır. Yine
kuyudan çıkar, cefa ipinden halâs et.
Bu sûretle de bir gönül, senin güzel gönül alışınla
kanatlansın, uçsun, şu balçıktan kurtulsun!(6/220-
221/ 2784/2789)
Su kabı, ey akıllı adam, sakanın elindedir. Öyle
olmasa kendi kendine nasıl dolar, boşalır?
Sen de her an dolmada, boşalmadasın. Bil ki, onun
sanat elindesin.
Gözündeki bağ, kalktı mı sanatın, sanatkârın elinde
halden hale girmekte olduğunu anlarsın.
Gözün varsa kendi gözünle bir bak. Hiçbir şeyden
haberi olmayan bir ahmağın gözüyle bakma.
Kulağın varsa kendi kulağınla dinle, duy. Neden
sersemlerin kulağına kapılıyorsun?
Taklide uymaksızın bakmayı âdet edin, kendi
aklını koru, onu düşün sen.(6/264/3339-3344)
Lezzet, dışardan gelmez, içten gelir, bunu böyle bil.
Köşkleri, kaleleri aramayı ahmaklık say.
Birisi mescid bucağında sarhoş ve neşelidir. Öbürü,
bağda bahçede suratını asar, muradına erişmez, bir
zevk bulamaz.
Köşk bir şey değildir. Bedenini yık. Define, yıkık
yerdedir, a benim beyim!
Görmüyor musun bunu? Şarap meclisinde sarhoş
yıkılınca zevk alıyor.
Ev, sûretlerle dolu amma yık onu. Yık da defineyi
bul, sonra yine yap.
Tasvir ve hayal nakışlarıyla dolu bir ev şu
resimlerde vuslat definesinin üstüne çekilmiş
perdeye benzer. Şu gönülde sûretler coşup duruyor
ya. Onların hepsi, definenin ışığı, altınların
parlayışı. Su arı-durudur, fakat üstünü köpük
kaplamış. Köpük, suya bir şey vurmasına mani
oluyor. Değerli can da latiftir, coşkundur. Fakat
insanın bedeni onun üstüne çekilmiş bir perdedir.
Halkın dilinde söylenen atalar sözünü duysana:
Bize bizden gelir, her ne gelirse! Bu köpeğe tapan
susuzlar da köpük yüzünden arı-duru sudan
uzaklaşmışlardır. (6/271/3420-3430) Ne temiz
mimar ki, gayb âleminde sözle, afsunla kaleler
yapar. Sözü, sır köşkünün kapısının sesi bil. Bu ses,
kapının açılmasından mı geliyor, kapanmasından
mı? Buna dikkat et. Kapı sesi duyulur, kapı
görünmez. Bu sesi görürsünüz, kapıyı görmezsiniz.
Hikmet çengi, hoş bir ses verdi mi dikkat et.
Bakalım, cennet kapılarından hangisi açıldı?

Yazar: nasihatler.org

paylaş

Bir yorum yap

E-posta hesabınız yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Şu HTML etiketlerini ve özelliklerini kullanabilirsiniz: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <strike> <strong>