Gavsı sani Hazretlerinin (K.S) Hayatı

Gavsı sani Hazretlerinin (K.S) Hayatı
Tüm hayatını,Ümmet-i Muhammed’e vakfeden Peygamber Efendimizin çok değerli torunu Gavsı Sani Seyyid Abdulbaki Hazretlerinin kısa bir hikayesi.
Bilvanis, Siyanüs, Taruni, Havil, Dilibey, Nurşin, Kasrik ve Gadir köylerinden soluklayarak Menzil’i mekan edinen Gavs Hz.leri ve oğulları Seyda Hz.leri ve (Gavsı Sani Hz.leri) kıyamete dek sürecek irşad faaliyeti sergilemektedirler. Peygamber soyundan gelen bu aile, Şah-ı Nakşibendi (k.s.)’ın Kasr-ı Arifan’da başlattığı irşadın ikincisini her türlü çileye rağmen, devam ettirmektedirler. Bu yüzden Menzil’e Seyda Hz.leri (k.s.) ikinci Buhara demiştir. Gerek Gavs Hz.leri, gerek Seyda Hz.leri ve gerekse Seyyid Gavsı Sani Hz.lerinin bu yerlerde Allah’ın rızasını kazanmaktan başka gayeleri olmamıştır. Rıza-ı Bari hayatlarının parçası olmuş ve bu uğurda diyar diyar gezmişler ve bu uzun yürüyüşten sonra , Menzil en son durakları olmuş. Böylece göç ve hicret hayatını yaşayarak Resulüllah’a mutabaat yaptılar.
Bu yürüyüşü önce Gavs Hz.leriyle köy köy gezerek başlamış Seyda Hz.leri döneminde kalabalıklara dönüşmüş ve Seyyid Gavsı Sani Hz.lerin de ise zirveye ulaşmıştır. Bu irşad halkasının içinde Şeyh Abdurrahman-ı Tahi, Şeyh Fethullah, Şeyh Muhammed Diyauddin, Şeyh Ahmed-el Haznevi gibi sadatlar sıralanmış, mekan değiştirenlerin yerine Gavs Hz.leri, Seyda Hz.leri ve Seyyid Gavsı Sani Hz.leri aynı heyecanla bu yolu bugüne dek taşıyarak onların yollarını takib etmişlerdir.

Nasihatler.org,Gavsı Sani seyyid Abdulbaki Hz… ile 1-Nasihatler
Nöbeti devraldığı zat, hem kardeşi, hem yol arkadaşı, hem mürşidi Seyda Hz.leridir. Hayattayken arkasında iki büklüm bir vaziyette büyük bir adabla peşisıra yürümesiyle dikkati çeken Gavsı Sani Hz.leri ilerisini haber verircesine nöbeti Seyda Hz.lerinden devralmıştır. Babaları Gavs Hz.leri olan bu ikili, ailenin gözbebekleridir adeta.
Seyyid Gavsı Sani Hz.leri tâ çocukluk yaşlarda hastalığa yakalanmış, zayıf ve bitap düşmüştür. Malum bizim gibi zayıf insanlar için hastalık günahlara kefaret olan ilaçtır ama, büyük zatlar için makam almalarına veya bir basamak ilerisine sıçramak için verilen ilaçtır. Verem hastalığına yakalanmış, ama hasta haliyle Siirt’te, oradan da Van’a okumaya gitmeyi ihmal etmedi. O zamanları medrese talebeliğinin yanısıra , tevbe de veriyordu. Bir yandan hastalık, bir yandan talebelik ve bir yandan da Gavs Hz.lerinin emri doğrultusunda irşada yardımcı olmasıyla alametlerini tâ o günlerde belli etmesi büyüklüğüne işarettir.
Gavs Hz.leri Van’a gönderdi. Van’da ne oldu? Kısa zamanda irşad halkası genişledi ve çoğaldı. Kötü hallerini bırakan halkaya dahil oluyordu. Tabii bu arada rahatsız olanlar muhalefet etmeye başladılar. İstemeyenler ve çekemeyenler oldu. Münkirler boş durmadılar, hemen şikayet ettiler. İki-üç gün tevkif edildikten sonra Seyyid Gavsı Sani Hz.lerini genç yaşta 30 gün süreyle tutukladılar. Molla Ahmed bu durumu Gavs Hz.lerine açıklamaya çekinir, rahatsızlık duyacağını hesap ederek önce tereddüt etti ve nihayet Seyyid Sıtkı’ya söyler. Zaten Seyyid Gavsı Sani Hz.leri hastaydı. Bir de hapishane hayatı eklenince, bütün bunları Gavs Hz.leri işitirse ne yapar düşüncesiyle Molla Ahmed’in anlattıklarını dayıları açıklar.Dayıları Seyyid Sıtkı diyor ki:
“Ben Gavs Hz.lerine söyleyince, Gavs Hz.leri öyle oldu ki, öyle ferahlandı ki, inanın çiçek gibi açıldı. Öyle tebessümle bana dedi ki:
-Ondan büyük nimet ne var? Allah’a şükredelim. İmam-ı Rabbani, Şah-ı Nakşibendi, Abdulkadir Geylani, Şah-ı Hazne hepsi içerde mapus kaldı. Onlara mutabaatı oldu. Bazıları hata yapıyor, suç işliyor, tevkif ediliyor ve ceza altına giriyor. Bu Allah’ın yolunda tevkif edilmiş ve nezaret altına alınmış ne kadar büyük nimettir. Ne kadar şükretsek azdır.”
O yörenin insanları kötü işleri bırakıp, yola gelmesinden rahatsızlık duyanlar Yüzbaşı’ya şikayet ediyorlar, o da huduttaki yüzbaşıya bildiriyor, derken yirmibeş muhtardan imza toplayarak gözaltına alıyorlar.
30 günden sonra serbest bırakıyorlar. Gerçi şikayet edenlerin ekserisi hakikati görünce pişmanlık duymuşlar ve yola girmişler. Baktılar ki ne kadar çile çekiyorsa bu zat, o kadar Allah (C.C.) daha fazla veriyor. Bu durumu idrak edenler hemen diz çöküp halkaya dahil oluyorlardı. 30 günden sonra Menzil’e geliyorlar, daha sonraları tekrar okumak için gidip geliyorlardı. Allah’ın dostları hepsi çekmiş, eziyet onlar için lezzet ve taddır.Seyyid Gavsı Sani Hz.lerinin terbiyesinde başta Gavs Hz.lerinin ve Molla Derviş gibi Hocaların katkısı büyüktür. Seyda Hz.leri nasıl ki Gavs Hz.lerinin emrinde nasıldı, Seyyid Gavsı Sani belki iki-üç misli daha fazla Seyda (k.s.)’ın emrindeydi. Seyda Hz.leri ağabey-kardeş ilişkisinin ötesinde can yoldaş idiler. Seyyid Gavsı Sani Hz.leri Gavs (k.s.)’ın döneminde bile Seyda Hz.lerinin karşısında sanki ölü ve cansız gibiydi, yani teslimiyet çoktu. Zaten Seyyid Gavsı Sani Hz.lerinin bu halleri , onun ileride Seyda Hz.lerinden sonra büyük bir zat olacağını haber veriyordu. Adabı ve halleri “Seyda Hz.lerine layık olmaya çalışacağım” mesajını ortaya koyuyordu.

11-gavs-i-sani-seyyid-abdulbaki-el-huseyni-hz (k.s)
Nitekim de Seyda Hz.leri bu dünyadan göç ettikten sonra irşad daha da kat kat arttı.Seyyid Gavsı Sani Hz.leri hastalık çektiği için genç yaşlarda çok zayıfmış, ince yapılıymış. Gavs Hz.lerini Ankara’ya yolladı, o hastalık geçti, dönüşte kilo almaya başladı. Böylece o zayıflık da üzerinden alınmış yerine heybet hakim olmuş. Hem de öyle bir heybet ki, sima olarak artık babası Gavs Hz.lerine benziyordu. Seyda Hz.lerinin sofilerinden Gavs’ı tanımayanlara, Seyyid Gavsı Sani’yi görmeniz kâfi deniliyor. Gerçekten de, Gavs’ı görenler yüzcek benzediğini söylüyorlar. Hastalık, hapis, eziyetler derken sabır yürüyüşünü Seyda Hz.lerinin arkasında adapla yapıyordu. Seyda Hz.lerinin halifelik öncesi ve sonrası emrinden çıkmayan birisi varsa o da Seyyid Gavsı Sani Hz.leri idi. Hayatında iki şey mukaddes biliyordu: birisi Gavs Hz.leri ve Seyda Hz.leri, diğeri ise Kur’an ve hadis…
Öyle ki , Seyda Hz.leri şu işi yap, hemen yapıyordu. Ağabey-kardeş ilişkisi teslimiyet çerçevesinde geçti. Zaten Mürşid-i Kâmil’in alameti âdâbıdır. Gavs Hz.leri vefat edince bütün işleri Seyda Hz.leri yapıyordu. O yıllar en büyük yardımcısı Seyyid Gavsı Sani (k.s.)idi. Hayatını âdâb ve teslimiyet üzerine tanzim etmişti. Gavs Hz.lerine de öyle candan ve aşktan bağlıydı ki, onun dar-ı bekâya irtihali Seyyid Gavsı Sani (k.s.)’ın iç dünyasında fırtına estirmiş, adeta şok hali yaşamasına sebep oldu. Öyle bir şok ki beraber yaşadıkları Seyda Hz.lerini bile bir an unuttururcasına, 21 gün biat etmemiş Gavs Hz.lerinin merkadına günlerce yüz sürmüş ve onu kaybetmenin hüznünü yaşıyordu. Tabii bu şoktan çıkmama hali Seyda Hz.lerine beyatını geciktirmesine sebep olmuş. Seyyid Gavsı Sani Hz.lerinin bu haline itiraz edenler olmuş ama , o bütün bunlara aldırış etmeden Gavs (k.s.)’ın merkadına yapışmıştı. Yine birgün Seyyid Gavsı Sani hz. Gavs’ın merkadında, Seyda Hz.leri de merkadda o arada Kur’an okuyor. İşte o sıra ne olduysa orda oluyor, Seyda Hz.leri:
“Gavsı Sani otur…” diyor ve beyatı o anda gerçekleşiyor. Hatta, maneviyatta Gavs’ın (k.s.) Seyda Hz.lerine üç sefer:
“- Raşid, S. Gavsı Sani’ye dikkat et. Onu sana teslim ettim” dediği rivayet ediliyor. Böylece, Seyda Hz.leri bu ikaz karşısında Seyyid Gavsı Sani (k.s.)’ına “otur” diyerek emaneti veriyor. Kelimenin tam anlamıyla bu emanet Seyyid Gavsı Sani’ye (k.s.) verilen en büyük hediyeydi. Artık o şok hali üzerinden kalkıyor, yeni bir hayata başlamanın sevinci üzerini kaplıyordu. Gavs (k.s.)zamanındaki beraberlik eskisinden daha da çok koyulaşarak Mürşid-Halife ilişkisine dönüşüyor. Seyda Hz.leri halifeliği Gavsı Sani hz.ile beraber ikisinin icazetini bir perşembe akşamı veriyor. Seyda Hz.lerinin sofileri Menzil’e ziyarete gittiğinde hep onu Seyda Hz.lerinin arkasında iki büklüm gördü ve hafızalarımızda hep o hali kaldı. Ayrıca Seyyid Gavsı Sani sırt ağrılarından dolayı Seyda Hz.lerinin emriyle ameliyat da olurlar.Seyda Hz.leri de dar-ı bekâya irtihal edince bütün yük Seyyid Gavsı Sani Hz.lerinin omuzlarına binmiştir. Nasıl ki, Gavs zamanında en büyük destekçi

Sultan seyyid Muhammed Raşid  hz(k.s) ve Gavsı sani hz (k.s)

Sultan seyyid Muhammed Raşid hz(k.s) ve Gavsı sani hz (k.s)

Seyda Hz.leri idi, Seydamızın döneminde de en büyük yardımcı Seyyid Gavsı Sani Hz.leri idi. Şimdi Menzil’in işleri daha da yoğunlaşmıştır. Bir yandan camii inşaatı, diğer yandan merkad inşaatı ve diğerleri bunun en büyük göstergesidir. Menzil artık gelen misafirleri maddeten kaldıramadığı için, Seyyid Gavsı Sani Hz.leri büyük çapta inşaat ve imar faaliyetlerini başlatarak, Gavs (k.s.) ve Seyda (k.s.)’ın bıraktığı temelleri daha da genişletmişlerdir.
Önce Türk-i Cumhuriyet’lere yönelik bir seyahatı başlatırlar. Daha sonra bu yolculuktan sonra umre hazırlığına koyulur. Türk-i iller ve Umre yolculuğu derken, Menzil’e döner dönmez merkad ve camii inşaatını gerçekleştirir. Sene içinde de Afyon’u ve Pursaklar’ıziyaret ederek hem irşad hem de mutabaat yapıyorlar. Seyda Hz.lerinden devraldığı yük, beş-on misli daha da artarak
bu dönemde şeritle (iple) tevbe verme metodunun görülmesi bu dönemin en belirgin özelliğini ortaya koyması bakımından mühimdir. O kadar yük artmış ki, Allah’ın rahmeti ve kudreti olmasa hiç bir insanın bu yükü taşıması mümkün değildir. Bütün bu eziyetleri Allah için çekiyorlar. Her türlü insanın nefes kokusuna normal bir insan, değil bir gün, bir saat bile dayanamaz. Öyle oluyor ki, camii tıklım tıklım, üstüste secde ediliyor, nefessizlikten dayanılmaz hale geliyor. Böyle olduğu halde, hem camii inşaatı, hem Menzil’in işleri, hem sırt ağrıları, hem de irşad faaliyetlerini bıkmadan usanmadan, aralıksız bir şekilde yürütüyorlar. Fakat, Allah-ü Teala ona göre kuvvet vermiş. Allah’ın muhabbeti olmazsa ve sadatların muhabbeti olmazsa bütün bu işlerin yapılması imkânsızdır.
Bel ağrılarına rağmen yine de irşaddan geri kalmıyor, devamlı sofilerin hizmetinde. Rahatsızlığını bile hiçbir zaman dile vurmaktan haya edinen bir mizacı var. Hastalığını soranlara, sıkılgan bir vaziyette anlatmaktan imtina ediyor, ancak ve ancak sırtını çeviremediğini görerek anlaşılıyor. Dikkatle bakıldığında kendini ve sırtını çeviremediği gözlerden kaçmıyor. Bunlara rağmen irşad faaliyetlerine yılmadan usanmadan ve sorumluluk duygusuyla devam ediyorlar. Bu vazifeyi madem yapacaksan, tam yapacaksın şuuruyla hareket ediyor. Allah (C.C.) ecirlerini artırıyor.
Seyyid Gavsı Sani Hz.leri denilince ilk evvela âdâb akla geliyor. Gavs (k.s.)’ın Şah-ı Hazne’ye bağlılığı ve Seyda Hz.lerinin Gavs’a teslimiyeti, Seyyid Gavsı Sani (k.s.)’ında zirveye çıkarak âdâba dönüşmüştür. Diğer halifelerde de var ama, Seyyid Gavsı Sani’de tarif edilmez bir şekilde bambaşka…
Seyda Hz.lerinin ardından merkadı ve camiiyi yapması, evlere ve çeşmelere el atması gibi faaliyetlerine de akıl sır ermiyor. Yani tasarrufatına akıl ermiyor ve çok hızlı başladı. Tabii hep Allah’tan geliyor. Bu dönemde çorba daha da fazla kaynıyor, ekmek daha çok çıkıyor, tabiri caizse on misli oldu.
İşte bu yoğun faaliyetinde Seyyid Gavsı Sani Hz.lerinin dilinden sohbet bile işitemez olduk. Zaten fırsat yok. Sohbet ederse, tevbe veremezsin ve irşadın aksamasına yol açar. O bakımdan hiç boş durmuyor, o yüzden sohbete sıra gelmiyor. Seyda Hz.leri Gavs’tan sonra yaklaşık iki sene çok sohbet etti, sonradan birdenbire bıraktı. Vefatına yakın veda niteliğinde sohbetleri oldu o kadar. Fakat, Seyyid Gavsı Sani Hz.leri irşadı devraldıktan sonra sohbet etmemesi, yukarıda işaret ettiğimiz hususlardan kaynaklanmaktadır. Bu dönemde amel, zikir ve akıl ön planda. Muhabbetten ziyade çalışmak, bu dönemin en belirgin özelliği.

Gavs-ı Sânî (k.s) Hazretleri’nin Yarbay Mehmet Ildırar’a Müjdesi

13-gavs-i-sani-seyyid-abdulbaki-el-huseyni-hz (k.s)

Yarbay Mehmet Ildırar Hocaefendi ile mâzisi eşkıyâlıkla bilinen ve büyük bir kerâmetle Gavs-ı Bilvânisî (k.s) Hazretleri’nin sofiliğe kabûl ettiği Abdülcelil (Celilo) aralarında âhiret kardeşi olmuşlar.

Hizmetler, ibâdetler, çileli zamanlar derken, Abdülcelil bir gün vefât etmiş. Rahmetli olunca, Menzil’e defnedilmiş. Aradan hayli zaman geçmesine rağmen, Yarbay Mehmet Ildırar Hocaefendi, âhiret kardeşi Abdülcelil’in neden hiç rüyâsına girmediğine içerlemiş. Yolu tutmuş, Menzil’deki kabrine gelmiş. Mezarın ayakucuna oturmuş, hüzünlü bir hâlde “Ey benim âhiret kardeşim Abdülcelil! Onca zaman geçti, neden hiç rüyâma gelmedin?” diyerek ve toprağı eliyle okşadığı hâlde ağlamış. Bir miktar durduktan sonra, oradan ayrılmış. O gece uyuduğunda, Abdülcelil rüyâsına gelmiş ve “Mehmet kardeşim, elhamdülillah ben çok iyiyim, rahatım yerinde. Allah, Sâdâtlardan râzı olsun. Onların sâyesinde rûhum âzâd edildi. Beni kabre koyup üstümü kapadığınızda bir zât geldi ve kefenimin üzerine bir tane sarık koyup gitti. Hemen ardından şimşek gibi iki melek, Münker-Nekir geldi. Bana suâl edeceklerdi ki, kendi aralarında ‘Vallâhi bu Sâdatların sarığı!’ diyerek uzaklaşıverdiler.” diye sohbet etmiş. Gene rüyâ esnâsında Yarbay Mehmet Ildırar Hocaefendi, Abdülcelil’e “Peki, bana bir nasihat eder misin?” deyince, Abdülcelil “Kul haklarını öde. Çünkü kul hakkı çok olanlar kabirde hapis kalıyor. Kul hakkını ödeyenlerin rûhu âzâd ediliyor, serbest dolaşıyor.” nasihatinde bulunmuş. Yarbay Mehmet Ildırar Hocaefendi rüyâdan uyanmış, derhâl Gavs-ı Sânî (k.s) Hazretleri’ne giderek anlatmış ve “Sultânım! Abdülcelil’in kefenine koyduğunuz sarıktan bir tane de ben isterim.” diye ricâ etmiş. Bu duruma cevâben Gavs-ı Sânî (k.s) Hazretleri buyurmuş ki: “Mehmet, sanmam ki Sâdâtlar sana yedi taneden az bıraksın!”

 

Gavs-ı Sani Seyyid Abdulbaki (ks) Hz. Tarikat Hakkındaki sözleri…

“Bu tarikat-ı aliye Kur’anın özüdür, Kur’anı Kerimin hikmeti, takvasıdır. Bu tarikat-ı aliye çok değerlidir, çok hassastır, naziktir. Bu tarikatı aliye bembeyazdır, en ufak bir leke olursa hemen gösterir, leke değmemesi için çok dikkatli olmak lazım. Bu ebedi olarak insanın hayatını kurtarır”
Nakşibendi Tarikatının gayesi Allahın rızasıdır. Bu tarikatı aliyenin gayesi emri bil maruf nehyi Anil münkerdir. Yani Allahın emirlerini yerine getirip, yasaklarından uzaklaşmaktır. Bunu kalbine Nakş etmektir. Bunu yapmakta bir ibadettir. Allahu teala kur’anda buyururki

—(Ey ademoğlu şeytana Tapmayın o sizin düşmanınızdır. Bana ibadet edin doğru yol budur)-(yasin—60-61) işte bu ibadet Tarikatın gayesidir. Gaye Allahın emirlerini yerine getirmek yasaklarından uzak durmaktır. Böyle Davranmak ameli salihtir. Ameli Salih ise Allahın rızasıdır. Tarikatta bunun üzerinde durmaktır.

Bu tarıkatı aliyenin amacı Allahu tealanın rızasını almak ve onun emirlerini yerine getirmektir.
“ Bu tarikatı Nakşibendiyenin gayesi cihattır en büyük cihad nefis ve şeytan üzerinedir ilk önce İnsan kendi nefsine dikkat etmesi gerekir. Nakşibendilerin amelleri zikirlerinin gayesi kalb hidayetidir.”
“Tarikat şeriatın özüdür. Tarikat takvadır. Bu ikisi birbirinden ayrılmaz, ikisini birbirinden ayıran, şeriat ayrı şeydir, tarikat ayrı bir şeydir diyen zındıktır
“Bu tarikatı aliye tarikatı Nakşibendi kıyamete kadar devam edecektir.
“ Bu tarikatı aliyenin niyetide, işide aynıdır.
“Tarikat bozulmaz insan bozulur.
“Bu yol sıratı müstakimdir. Bu tarikatta ebubekiri sıddıkin yoludur. Sadakat yoludur sıdık olmak lazım.
“Şeriat kök tarikat gövde amel ise meyvedir bu üçü şarttır. Kök olmasa gövde ayakta duramaz gövde olmasa meyvelerde olmaz. Yalnız kök ve gövde ama meyve olmazsa olmaz. Meyvesiz ağaç ise odun olur kesilir yakılır. Tarikat ve şeriat bir bütündür. Ayrı şeyler değildir. Her kim şeriatı ve tarikatı ayırmaya kalkarsa zındık olur.Tarikat nurdur ışıktır aynen taksinin farı gibi taksinin her şeyi tamam olsa fakat farı ışığı olmasa sağlıklı gidemez,kısa zamanda tepe takla gider.”
“ Resulullah(s.a.v) buyurmuştur ki “ Kıyamete kadar hak üzere bulunan bir cemaat olacak”. O da bu tariki aliyedir. Çünkü diğerlerine bakıyoruz (isim vermiyoruz) kimi dünyalık için, kimi koltuk için çalisiyor. Allah rızası için çalismiyor yada şeriata dikkat etmiyorlar, edebe adaba uymuyorlar. Gavs hazretleri de “Bu tariki aliye, tariki Nakşi kıyamete kadar devam edecek” demiş. Gavsın bu sözü ve Efendimiz (s.a.v) hadisine bakıyoruz, bu yoldan başka tariki müstakim kalmamış. İnşaallah kıyamete kadar devam eder. Bizde bu kanaatteyiz.
“Bütün cehalet cahillikten doğuyor. İnsan kök yani Şeriat, gövde tarikatı olsa meyvesi, yani virdi yoksa yine olmuyor. Vird nurdur, ışıktır. Şeriat, Tarikat ve amel bunlardan bir tanesi noksan olsa, Sadatlar kabul etmiyor. Şeriat, Tarikat, Vird Allahu Teala’nın levhasıdır. Resulullah Efendimiz (sav) in levhasıdır. Ebubekir Sıddık (ra) ve Sadatı Kiramın levhasıdır. Süt gibi, kar gibi bembeyaz nurdur. Zerrei miskal leke kabul etmez”

“ Nakşîbendi Tarikatı hakiki bir tarikattır. Bundan istifade edip gayeye ulaşmak da ancak tarikata uymayan şeylerden kaçınmak, tarikatın yolundan gitmek ve Allah’a ulaşmayı hedef edinmekle mümkündür. Bu da ancak manevi kuvvetle, sâdâtın himmeti, ve nazarlarıyla olur. Amelinin kuvvetiyle hedefe kimse ulaşamaz. Daha henüz tarikata girmeden bile insanda değişmeler olmaya başlar. Allah muhabbeti hasıl olur. Rabbü’l-Âlemin Hazretleri’nin sevgisi kalplere dolmaya başlar. Kalpler dünyadan koparak, Allah’a, Allah yoluna yönelir. Fakat ne zaman ki tarikata girilirse bu haller o zaman daha da pekişir, kuvvetlenir. Bütün bu değişmeler sohbet kuvvetiyle, zahiri kuvvetle değil, ancak ve ancak manevi kuvvetle, sâdâtın himmeti ve Nakşîbendi Tarikatı’nın bereketiyle meydana gelir”.

İnsan hakiki olarak tarikata girdikten, hakiki olarak tövbe edip pişman olduktan sonra, derhal dünya muhabbetinin kesildiğini, eski tamah, buğz ve düşmanlık hallerinin kalmadığını, eski fiil ve hareketlerinin terk edildiğini görür, anlar. Bütün arkadaşlarının değiştiğini fark eder. Tövbe edip tarikata giren o kimsenin huyu değişir; halim olur, sabır ehli olur, kendisinden hakiki muhabbet zuhuru gelir. Allah’a kulluk, tâât tatlı olmaya başlar. İşte bütün bu değişmeler ancak manevi kuvvetle olabilir, zahiri kuvvetle değil. Çok güzel vaaz ve nasihat edip sohbette bulunan çok kimseler vardır ki, topluluklara hitap ederler. Herkes onları dinler. Fakat hiçbir te’sir icra edemezler. Cemaat dağıldıktan sonra sanki hiç o vaaz ve nasihatı dinlememişler gibi cemaatle değişme olmaz. Eğer zahiri kuvvetle irşad işi olsaydı, cemaatin çok değişmesi icap ederdi. İşte bunlar gösteriyor ki, Nakşîbendi’lerdeki değişmeler, düzelmeler bir manevi tasarrufun neticesidir. Zahiri tasarrufla değildir.
Gavs (K.S.A) buyurdu. Gavs-i Hizanî’den bahs ederek, “Onun sohbetleri yok denecek kadar azdı, çok ender sohbet ederdi. Fakat manevi tasarrufun çoklugundan cemaatinin hemen hepsi Allah aşkı, cezbe ve muhabbet içinde bulunurlardı. Zahiri tasarrufla olsaydı bunların olmaması icap ederdi. Demek ki manevi tasarrufla olmaktadır.”

İnsanın Allah’a, bu Nakşîbendi Tarikatı’nı nasip ettiği için, insanı vasıta kıldığı için çok hamd ve şükür etmesi lâzım gelir. İnsan gerçekleri ancak bu Tarikata girdikten sonra görebiliyor. Nakşîbendi Tarikatı’nda olanlar, özellikle tarikatta olmayanlara baktığı zaman, onların bu helâldir, şu helâl değil, diye tefrik etmeden önlerine ne gelirse, hoşlarına ne giderse, almakta ve yapmakta olduklarını görüp şeriat ve tarikattan, onların emirlerinden haberlerinin hiç olmadığını müşahede ediyor. Fakat insan tarikata girdikten sonra bunlardan uzaklaştığını görüp hissettiği için Allah’a çok şükür ve hamd etmesi lâzımdır. Çünkü Cenab-ı Hak bu tarikatı âliyi kendisine nasip edip kurtuluşuna sebep kılmıştır.

İnsanın tarikatın kıymetini bilip verilen vazifelere devam etmesi, atalet göstermemesi lâzımdır ki Allah-u Teâla vermiş olduğu nimetleri geri almasın. Rabbü’l-Âlemin verdiği nimetin kıymetini bilmeyenlerin elinden alır. Nasıl ki Allah-u Teâla bir yerden insana rızkını verdi mi, ona riayet edip o işe sarılması lâzımdır ki işini kaybetmesin, Rabbü’l-Âlemin onun rızkını kesmesin. İşte Allah yolu da aynen böyledir. İnsan bir yerden bir menfaat görürse ona devam etmesi lâzımdır ki Allah-u Teâla elinden almasın. Buna göre kişi Müslümanlığını ziyadeleştirmesi, günahlardan kendini daha çok muhafaza etmesi, Allah emrine karşi gelmekten kendini daha koruması, Allah’ın vermiş olduğu nimetleri unutmaması, amellerinde gevşeklik yapmayıp bilâkis onu günden güne ziyadeleştirmesi icap eder.

“BU TARİK-İ NAKŞIBENDİ TARİK-İ MÜSTAKİMDİR. SADIK BİR YOLDUR. SONRA EN SADIK YOLDUR. EBU BEKİR-İ SIDDIK YOLUDUR.O SIDKI İLE GİDİYOR. O SIDK İLE SADIK OLMAK ŞARTTIR SADIK OLALIM Kİ; BİZ MENFAAT BULALIM. PEYGAMBER(SAV)ÜMMETI DE MENFAAT BULSUN. ALLAHU TEALA BU TARİKATI MÜSTAKİMİ BİZE NASİP ETSİN, BU TARİKATI MÜSTAKİMİ DEVAM ETTİRSİN. KİYAMETE KADARBİZİPEYGAMBER (SAV) NİN ŞEFAATİNDEN AYIRMASIN. BU SAADATI NAKŞIBENDİNİN GÖLGESİNDEN AYIRMASIN. BU PEYGAMBERBU PEYGAMBER (SAV)’İN YOLUNDAN DA AYIRMASIN. SAADATI NAKŞIBENDİNİ YOLUNDAN TARİKATI MÜSTAKIMDEN AYIRMASIN. ”
Gavs-ı Kasrevi’nin İzinde Menzil..
Gavs-ı Kasrevi Seyyid Abdulhakim El-Hüseyni (ks) Hz. İzinde Menzil..

Gavs -ı sani Abdulbaki Hazretlerinin (K.S)  Sohbetleri

Yazar: nasihatler.org

paylaş

Bir yorum yap

E-posta hesabınız yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Şu HTML etiketlerini ve özelliklerini kullanabilirsiniz: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <strike> <strong>