Atasözleri

ATASÖZLERİ

Nûşirevân’dan Nasihatler: “Hünersiz kişiyi dost tutma! Ne dostluğa yarar ne düşmanlığa. Kendini bilge sanan bilgisizsizden sakın.  Gerçi doğru söylemek acıdır, ama sen doğruyu söyle.  Düşmanının sırrını bilmesini istemiyorsan, dostuna da söyleme. Velilere küçük nazarı ile bakan, ulu zarar görür. Himmetsiz kişinin ekmeğini yemektense aç ölmek daha iyidir. Deneyimsiz olduğun işe yapışma. Şüphe yolunu yüz yerden bağlasa da sınanmamış kişilere güvenme. Namuslu olmak için hayâlı ol. Zeki kişilerden olmak istiyorsan kendini başkasının gözüyle gör.    Korkusuz olmak istiyorsan kavga etme.”

 

“Mümin, Allah’ın zikri ile kuvvet bulur; münafık ise yeme içme ile kuvvet bulur.”

İbn Mesrûk

“Herhangi bir insan vaktini nasıl geçireceğini, akıllı insan nasıl değerlendireceğini hesap eder.”

Scopenhaver                                                                                                                                     

“Olgun insan; güzel söz söyleyen değil, yapabileceği şeyi söyleyendir.”   Konfüçyüs

     “Hizmetteki edep hizmetten daha üstündür.”

 

       İnfak

İnsanın kendisine ihsan edilen nimetleri irade ve sevgisi ile Allah Celle Celâlühü rızası için başkasına vermesine infak denir.

İnfakın Allah için olması için iman, istenildiği gibi olması için de ilim gerekir. Müsrif de Allah ın kendisine verdiği nimetleri hedef ve hikmetine göre kullanmayandır. Akıllanmayan, onu haramda harcayan ve haddi aşan kimsedir.  Herhangi bir azasını günahta kullanan kişi o azaya bahşedilen güzellikleri israf etmiş demektir.  Müminin iki önemli vasfı,  eminlik ve cömertliktir. Hayvanların bile kendisinden emin olduğu ve fayda gördüğü kişidir.  Allah rızası için malını veremeyen canını hiç veremez.

 

Kul Azmayınca, Hak Yazmaz

İnsanlar bazı dert ve acılarla karşılaşırlar. Bunların Allah’tan geldiğine şüphe yoktur. Ancak, Allah da kullarına hak etmeden bir belâ vermez. Bundan dolayı bir dert ile karşılaştığımız zaman hemen isyan etmemeli, kendi yaşantımızı gözden geçirmeliyiz. Nerede hata yaptığımızı araştır-malıyız. Görülecek ki uğradığımız sıkıntılar,  yaptıklarımızın bedelidir.  Hayrı ve şerri yaratan Allah’tır, ancak seçen kullarıdır.  Yaşadıklarımız,  niyetimizin ve yaptıklarımızın sonucudur.

 

     “Tecrübesiz insanlar fazilet sahibi olsalar bile hataya düşebilirler.              Hazreti Ali (k.v.)

Muhabbet gerçek olduğu zaman, seveni sevdiğine bağlar; sevileni sevene çeker.”

İbn-Mesrûk (rah)

Kalbin hacimce büyüklüğü aynıdır, ama içindeki marifet her kulda başka başkadır.

Şah-ı Nakşibend (k.s.)

Define ile yılan, gülle diken, sevinçle gam bir aradadır.”                (Şeyh Sâ’d-i Şirâzî (k.s.)

Tarih değil, hatalar tekerrür eder.                                                  (Sultan Abdülhamid Han)

Amelin tasdikinden geçmeyen kalp temizliği boş ümitten ibarettir.”    (Abdülkadir Geylâni)

Ok düz olmasaydı doğru gitmezdi.                                                           (Yusuf Has Hâcip)

“Hakkınızda beni en çok korkutan şey şu iki kötü huydur, bunlar; hevâya  (şehvetlere) uymak ve uzun emeldir.  Hevâya uymak sizin Hakk’a ulaşmanızı engeller. Tul-i (uzun) emeller ise dünya sevgisinden kaynaklanır.”           ( Hadis-i Şerif )

      “Muhabbet, bütün tercihlerin sevgili lehine yapılmasıdır.”                                         (Kettânî)

      “Aşk konuşturur, hayâ susturur, havf hüzünlendirir.”                                                      (Şiblî)

     “Hizmetteki edep hizmetten daha üstündür.

      Gavs Hazretlerinden

Bir padişahın huzurunda başkasına iltifat hayâsızlık olduğu gibi, Cenâb-ı Hakk’ın huzurunda da başkasına iltifat hayâsızlıktır. Yani, emri olmadığı yerlere göz gezdirmek yahut kulak vermek ya da el uzatmak gibi.

Ailenize yemek yaparken abdestli bulunmalarını tavsiye ediniz.”

    “Ehl-i gaflet cemaatten uzak durmamalıdır.”

İnsan yemeği çok yememelidir, zira bu kalbi katılaştırır.

Şeyhinizin yüzüne bakmayın, o sizinkine baksın.

Muhabbet Allah’tan gelen bir lütuftur. Kimi isterse ona verir.

Aşikâre Kur’an okumak ve sohbet etmek evlerden zulmeti giderir.”       Abdurrahman Tâhî

Kalplerimiz

    “Beş türlü kalp vardır.   Kalp vardır ölüdür.  Kalp vardır hastadır.  Kalp vardır gafildir.  Kalp vardır mühürlüdür. Kalp vardır sapasağlamdır. Kâfirin kalbi ölüdür. Günahkârın kalbi hastadır. Nasipsizin kalbi gafildir. Kalbimizde perde vardır diyerek fena iş yapanın kalbi mühürlüdür. Allah Teâlâ’dan korkup daima ibadette bulunan kimsenin kalbi sapasağlamdır.

(Hatem el-Esam)

Namaza Manevî Hazırlık

     “Manevî hazırlık, kalbin namaza hazırlanmasıdır ki, bu da namazın ruhu mesabesindedir.

Kelime-i Şahadet’ten sonra İslâm’ın en mühim şartı olan namazın, kalp huzuru ile kılınması ve mümkün mertebe namazdan başka her şeyden kurtularak namaza başlanması icap eder. Bu da namaz kılanın Nefs-i emmaresiyle mücahedesindeki muvaffakiyeti ile alâkalıdır. Hz. Hasan (r.a) buyurdu ki; Kalp hazır olmadan kılınan namaz, musallinin ukubetini süratlendirir. buyurmuşlardır. Şeyh Ebu’l-Vefa Hazretleri’ne;_ Şehrimize şu kadar ağırlıktaki taşı kaldıran ve şu kadar ağır yükü taşıyan birisi geldi,  dediklerinde; o da;  Abdest ibriğini taşımak ondan zordur. Zira ağır taşı kaldırmak ve ağır yükü taşımakta nefsin hazzı vardır. Bunun için nefse kolay gelir. Abdest ibriğini taşımakta ise nefse muhalefet vardır.  O bakımdan nefse daha zor, daha ağırdır. buyurdular.

İmam-ı Rabbanî (k.s) Hazretleri ise; “Sofîlerin yoluna girmekten maksat, imanın hakikati olan ve şer’an itikat edilmesi gereken şeylerin hak olduğuna yakini artırmak ve şer’i hükümlerin edası hususunda kolaylık elde etmek içindir. Bunun dışında başka bir şey için değildir.”

 

       Cemaat Dinî

       İslâm, cemaat dinîdir, cemaatle yaşanır. Hiç kimse tek başına dinî bütün olarak yaşayıp kâmil bir insan olamaz. Çünkü din, bütünüyle yaşanabilmesi için birçok vazife insanlarla paylaşılmalıdır. Nefse ağır ve sıkıntı verse de cemaat içinde yaşamak, insanın tek başına elde edeceği her türlü rahatlık ve huzurdan hayırlıdır.

Kalpteki Allah sevgisini ispat etmenin bir yolu ilâhî emirleri yerine getirmek, diğer yolu ise müminleri Allah için sevmektir. Bu sevgi onlarla Allah yolunda birleşmeyi temin edecektir. Böylece mümin Allah’a giden yolda diğer mümin kardeşleri ile kenetleşmiş, kaynaşmış ve yardımlaşmış olacaktır.

Yüce rabbimizin her müminden istediği de budur. Buna, takva ve hayır yolunda yardımlaş-mak denir.  Bu yüce dine birlik halinde sahip çıkmayanların, düşmanların oyununa gelip dinden çıkma tehlikesi vardır.  Cemaatten ayrılanları insan ve şeytan kurtları kapar.  Sırf kendi derdine düşmüş kimselerin, en azından zillet içinde yaşamaları kesindir.   İşte bunun için Allah yolunda cemaat olmanın hedefini, şeklini ve hukukunu bilip gereğini yerine getirmek farz-ı ayın olmaktadır.

Yenileceğinden korkan daima yenilir.  Yıldırım Bâyezid

 

“Her hata ve günahın esası olan şu üç şeyden sakının:  Kibirden sakının, çünkü şeytanı Âdem’e (Aleyhisselâm) secde etmemeye sevk eden kibir idi.  İhtirastan sakının, zira Âdem’i (Aleyhisselâm) cennette yasak ağaçtan yemeye sevk eden hırs idi.  Hasetten de sakının.  Çünkü Âdem’in (Aleyhisselâm) iki oğlundan birini, diğerini öldürmeye haset sevk etmiştir.”

Hasedin Sebepleri: Düşmanlık ve kin, benlik, baş olma hevesi ve mevki hırsıdır. Kötü ruh-luluk ve cimriliktir. Hasedin karnı doymaz, cebi dolmaz, ağrısı dinmez.

 

Akıl aldansa da vicdan aldanmaz.

Elinden kaçırdığın şeyler için asla hayıflanma.

“Olmayacak bir şeye sakın inanma.”

“Gerçek muhabbet, sana gelen bütün iyilikleri yüce sevgiliden bilmen ve ancak O’na itaat etmendir.”    Ebû Saîd el-Harrâz (Kaddesallâhü Sirrehü)

“Nefsin hakkında bildiğin şeyler, seni insanların ayıpları ile meşgul olmaktan alıkoysun!”

(Hadis-i Şerif)

Çok konuşanın kalbi hastadır.  Ferîdüddin el-Attâr

Hâcegân yolunda vaktin icabı neyse ona göre davranılır. Zikir ve murakabe ancak Müslü- manlara hizmet edecek bir konu kalmadığı zaman yapılır. Gönül almaya vesile olacak bir hizmet, zikir ve murakabeden önce gelir.                                              (Hâce Ubeydullah Ahrâr)

Sana bir ihsan ve nimet gelince, sevincin nimet ile değil, onu sana veren rabbin ile olsun.

(Ebû Saîd el-Harrâz)

Peygamberimiz ve Dinimiz

      “Bilin ki bana Kur’an ile birlikte onun bir benzeri de verilmiştir. Tok bir şekilde koltuğuna ku-rulmuş olan bazı kimselerin sadece Kur’an’a sarılın, onun helâl dediklerini helâl, haram dediklerini haram kabul edin diyeceği zaman yakındır. Bilin ki Allah’ın Resulü’nün de haram kıldıkları Allah’ın haram kıldıkları gibidir.” ( Tirmizî, İbn Mâce)

      “De ki: Eğer Allah’ı seviyorsanız bana uyunuz ki Allah (Celle Celâlühü) da sizi sevsin ve günah

larınızı bağışlasın.”  (Âl-i İmrân  31)  Allah  Resûlü,   “Beni annenizden, babanızdan, çoluk ve çocu-ğunuzdan daha fazla sevmedikçe îman  etmiş olmazsınız.”  buyurmuştur.  Nisa suresinin 151–152. ayetlerinde, “Allah ve Peygamberini inkâr edenler, onları birbirinden ayırmak isteyip, “Bir kısmına iman ederiz, bir kısmına inanamayız” diyenler ve böylece küfür ile iman arasında bir yol tutmak isteyenler yok mu, işte gerçek kâfirler bunlardır.  Ve biz kâfirlere aldatıcı bir azap hazırlamışızdır” buyurulmuş tur. Allahu Teâlâ, Resulü’ne itaati farz kıldığı gibi ona uymamayı da sapıklık olarak nitelemiştir.“Allah ve Resulü bir şeye hüküm verdiği zaman, inanmış erkek ve kadına o işi kendi istek ve arzularına göre seçme hakkı yoktur. Her kim Allah ve Resulü’ne karşı gelirse apaçık bir sapıklığa düşmüş demektir.”   (Ahzâp 33/36)   Peygamberimizin  (Sallallâhü Aleyhi ve Sellem)  hükmünü kabul etmek yeterli olmaz.    Bu hükmü gönülde hiçbir sıkıntı, en küçük bir tereddüt dahi bulunmadan yürekten benimsemek gerekir.

 

SÖZ OLA!

“ Bizim kerametimiz açıktır.  Bu kadar çok günah ile yeryüzünde yürümemizden büyük keramet olur mu?                                                      Şah-ı Nakşibend  ( Kaddesallâhü Sirrehü )

 

 Aklın görevi ihtimalleri hesaplamaktır.”

     “ Kulu, en yüksek derecelere ulaştıracak amel, kusurunu, acizliğini ve zayıflığını görmesidir.”

Ebû Hamza el- Horasanî Rahmetullahi Aleyh )

 

KALBİN AFETİ

         İnsanoğlunun azaları içerisinde kalp, tehlikesi en fazla,  kıymeti en çok, vazifesi en mühim ve ıslahı en zor olan azadır.  Bu sebeple onu ıslah etmek ve ona güzel bir hâl kazandırmak için, insanın bütün gücüyle çalışması lâzımdır. Rabb’ül-Âlemin: “Allah gözlerin hain bakışını ve kalp-lerin gizliliklerini bilir”  ( Sure-i Mü’min, 19 )  buyuruyor.  Resulüllah Sallallâhü Aleyhi ve Sellem efendimiz bir hadis-i şeriflerinde: “Allah sizin yüzlerinize bakmaz. Sadece kalplerinize ve amelleri-nize bakar” buyurmuştur.  Öyleyse kalp Rabb’ül-Âleminin nazargâhıdır.  Kalp bir ülkede, herke-sin itaat ettiği reis, diğer bütün uzuvlar ise onun tebaasını temsil eder.  Kalp kulun sahip olduğu bütün değerli mücevherlerin ve manevî değerlerin hazinesidir.

Kalbin karşı karşıya kaldığı tehlikeler çoktur.  Bir ok gibi öldürücü fikirler gece gündüz oraya yağmur gibi yağmaya devam eder. İnsan bunlara engel olamaz.  Kalp göze benzemez.  Ka-paklarını kapatmakla veya boş bir mekânda olmakla gözler selâmettedir.  İki dudakla dişler arasında bulunan dile de benzemez. Dil hapsedilip susturulmaya muvaffak olunabilir. Fakat kalp çok süratli olarak hâlden hâle geçtiği için afetler de ona çok çabuk gelir.

Kalbin sürçmesi, doğruluktan sapması çok büyük bir felâket ve afettir.  Kalbin karşılaştığı başlıca afetler dört esas olup âbidlerin en zayıf noktaları ve tehlikeye düştükleri şeylerdir.  Bu dört afet şudur : “Uzun emel. Acelecilik. Haset. Kibir.”

Dört güzel haslet ise: “Kısa emel. İşlerde teenni. İnsanlara nasihat. Tevazu ve huşudur.”

İnsana düşen bu âfetlerden sakınmak ve güzel hasletleri elde etmek için gayret sarf etmek-tir. Rabb’ül-Âlemin: “ Andolsun ki biz cin ve insanlardan birçoğunu cehennem için yarattık. On-ların kalpleri vardır, onunla ( gerçeği ) anlamazlar; gözleri vardır, onlarla görmezler; kulakları var-dır, onlarla işitmezler: İşte bunlar hayvanlar gibidirler. Hatta daha da aşağıdırlar. İşte bunlar gafil-lerin ta kendileridirler.”  ( Sure-i A’raf.  179 )buyurmaktadır.

 

TAKVA NE DEMEK?

Ebû Hureyre ( Radiyallahü Anh ),   “ Takva’nın ne olduğunu soranlara,”   “ Siz hiç dikenli yoldan geçtiniz mi?” dedi. Onlar da,  “ Evet geçtik”  dediler.  Bunun üzerine,    “ O halde oradan geçerken ne yaptınız?”  diye sordu.  Onlar,   “ Dikenlerden sakındık”   dediler.     “ İşte takva da, günah ve hatalardan sakınmaktır”  cevabını verdi.

 

“Kim ki gücünden dolayı zayıfı hor görürse gücü ona belâ olur.”   Beyde ba

“Müslüman, müslümanın kardeşidir. Ona zulmetmez, yardımsız bırakmaz, hor ve aşağı görmez.”                                                                                            Hadis-i şerif

“Bahçıvan, bir gül için bin dikene su verir.”  Abdülhakim-i Arvâsi ( Rahmetullahi aleyh )

Yusuf Has Hâcib’den:

Bir insanın erdemi, ancak başka insanlar arasındayken belli olur.

Asıl din yolu, kötüleri iyileştirmek, cefaya karşı vefa göstermek ve yanlışları bağışlamak-tan geçer.   Menfaat sandalyeye benzer; başında taşırsan seni küçültür, ayağının altına alırsan seni yükseltir.   İnsan süsü, yüz; yüzün süsü, göz; aklın süsü, dil; dilin süsü, sözdür.

Bir insan bütün dünyaya tamamen sahip olsa bile, sonunda dünya kalır; onun kısmetine ancak iki top bez düşer.  Eğer kendine candan bağlı birisini arıyorsan, sözün kısası, kendinden daha candan birini bulamazsın.   Gönlünü ve dilini doğru tut!

Meşhur Beyitler:

Kendini kaptırma sakın kedere / Tahammül yakışır daima ere.     Tokâdîzâde Şekîp

“Kötülükten kaçmak iyilik yapmaktan daha kolay bir kazançtır.” Hazret-i Ali  ( k v )

“ Kul, kendisine isabet edecek şeyden kurtulmanın mümkün olmadığını ve başına gelme-yecek olan şeyin de ona isabet etme ihtimalînin bulunmadığını bilinceye kadar imanın hakikati-ne eremez.”    ( Hadis-i Şerif,  Şihâbü’l-Ahbâr)

“İlim öğrenilen şey değildir, yaşanılan şeydir. Yaşanmayan ilim, geçmez para gibidir.”

İmam-ı Şafiî Rahmetullahi Aleyh

“Müminin şu iki özelliği güzel olursa diğer işleri de güzel olur: Namazı ve dili.”

Yunus b. Ubeyd Radiyallahü Anh

“Allah-ü Teâlâ, dünyaya emretti ki: “Ey dünya, bana hizmet edene, sen de hizmetçi ol! Senin peşinden koşana da zahmet, sıkıntı ver!”                Cafer-i Sadık Rahmetullahi Aleyh

İhlâslı Olmak

Yahya bin Muâz’a, ( Rahmetullahi aleyh )  “Kul ne vakit İhlâslı sayılır?”  diye sormuşlar. Cevaben şöyle buyurmuş: “Kendini öven insanla, tenkit eden insanı bir gördüğü vakit…”

“ Akıllı ol da başka bir akılla dost ol. İşlerini danışarak yap.” Mevlâna

HİDAYET NEDİR?

İhdinâ, hidayet mastarından emir sıgasıdır. Bu sıga ile yukarı makamdan aşağıya, büyükten küçüğe cezmen vuku bulan fiil talebine “emir”, aşağı makamdan yukarıya yapılan talebe “dua”, müsaviden müsaviye yapılana “iltimas” denir. Hidayet, talep olunana ulaştıracak şeye lütuf ve le-tâfetle delâlet etmektir ki yolu sadece gösterivermek veya yola götürüvermek ve hatta sonuna ka-dar götürüvermek suretlerinden biriyle gerçekleşebilir.  Bu delâlet ve lütuftan murâd, sertlik ve şiddetin zıttı olan tatlılık ve yumuşaklıktır.  Letafetten murat da inceliktir.  Hidayet hayır talebine mahsustur. Meselâ hırsıza yol göstermeye, rehberlik etmeye hidayet denilmez…

Demek ki hidayet her talep olunana mutlak rehberlik etmek değil, İrşat gibi gayesinde hayır, keyfiyetinde lütuf ve letafet bulunan bir rehberliktir. Binaenaleyh “İhdinâ” nın mealinde en muvafık tabir lisanımızda bilindiği gibi, (bize hidayet et ) demektir.  ( Göster ) deyince götürmek kalır, ( Götür ) deyince letafet kalır ve hiçbiri tam manayı ifade etmez

Bütün dünya benim olsa gamım gitmez nedendir bu?            Yavuz Sultan Selim Han

Ezelden gam türabıyla ( toprağıyla ) yoğrulmuş bir bedendir bu.                 Şair Vehbi

“Nefsini bilmemezlik etme, nefsinin cahili olan her şeyin cahilidir.”

“Kulun niyeti Allah için olmalıdır. Maksadı Allah olan, kurtulmayı ümit edebilir.”

Seyyid Abdülhakim el-Hüseynî Bilvanisî (Kaddesallâhü Sirrehü)

Şeytana Dair

Açıktan şeytana lânet edip de gizliden itaat edenlerden olma.  Ömer bin Abdülaziz

İnsan yüzlü birçok şeytan vardır. Her ele, el vermemek gerekir.  Hazret-i Mevlâna

Şeytanın katili edeptir.  Hazret-i Mevlâna

Allah Teâlâ’yı unuttuğun an, yoldaşın şeytandır.  Ferîdüddin Attâr

Şeytanın düşman oluşu, senin Allah’a yönelmen içindir.   Ataullah el- İskenderî

Vesvese etmezsen, şeytan kahrından ölür.   Şeyh Sadi-i Şirâzî

Şeytanın âmin dediği dualar da vardır;  beddualar.   M. Akif Bağ beyi

 

Sohbet

İnsan, zahir dediğimiz cismanî yönü ile maddî, Batıni dediğimiz ruh âlemi ile manevî bir varlıktır.   İnsan bedeni; el, ayak, göz, kulak gibi bütün organları ile hareket eder. Bu onun zahirî yönüdür. Akıl ve kalp düşünüp karar vermedikçe, insan bu organları harekete geçirmez. Aklı ve kalbi ise insanın manevî yönüdür.  İnsan, hayır veya şer bir şeye karar verince onu yapar. Ya gü-nah ya da sevap kazanır. Bazen organları hiç hareket etmediği halde, duygu ve düşüncelerle, ves-vese ve fikirlerle, kalbinde çok şeyler döner dolaşır.Kişi, ilmin hakikatlerini ve tefekkürü elde edebilirse gönül huzurunu bulur. Kulun gönlü huzurla dopdolu hale gelince de bütün organlara akıl ve kalp hükmeder. İnsan iman edince, Allah Teâlâ’ya ibadet etme zevkini bulmak ister.  Mü-minin derdi, ilâhî huzurdur.  İlâhî huzur ise, maddî ve manevî olarak bir bütündür. Şu halde adı mümin olan insan, madde ve manası ile insandır; bu insan, işte en güzel yaratılmış olandır. Yok-sa mesele ceset güzelliği, yüz güzelliği, göz güzelliği değildir.

TASAVVUF NEDİR?

“Tasavvuf, kişinin nefsini Allah’ın murat ettiği şeye yönlendirmesidir. İnsanların rızasını bırakıp, Allah’ın rızasını aramak, kötü huyları terk edip, nefsanî olan işlerden uzaklaşmak, ruhu yükselten vasıflar kazanmaya gayret etmek, hakikî ilimlere sarılmak, herkese nasihatte bulunmak Rabbine verdiği ahidde durmak, Peygamber Efendimiz Sallallâhü Aleyhi ve Sellemin sünnet-i şeriflerine uymak.”                                                          Cüneyd-i Bağdadî Kaddesallâhü Sirrehü

HAZRET-İ İBRAHİM ÂLEYHİSSELÂMIN TESLİMİYETİ

Hazret-i İbrahim Âleyhisselâm, Nemrut’un yaktırdığı ateşe atılmak üzere, mancınığın ucu-na bağlanmıştı. Alevlerin şiddetlenmiş bulunduğu dakikalarda, Cebrail Âleyhisselâm gelip ken-disine yardım etmek istemişti. Makam-ı teslimiyetin efendisi bulunan Hazret-i İbrahim Âleyhis-selâm, “Sana bir ihtiyacım yoktur. Allah’ımın hâlimi bilmesi bana kâfidir.” demiştir.

Allah’a tevekkülü, elle tutulabilecek kadar müşahhas (gözle görülür) hâle getiren bu yüce peygamber, mancınıkla ateşe fırlatıldı. Havada gitmekte iken, son sözü; “Allah bana kâfi ve o ne güzel vekildir.” demek oldu. Neticede Hazret-i İbrahim Âleyhisselâm ateşe varmadan Allah-ın fermanı ulaştı mealen: “Ey ateş! İbrahim’e karşı serin ve selâmet ol.” Sure-i Enbiya, 69

Ateşin tabiatı yakmaktır. Fakat Allah müsaade ederse yakabilir. Rahman olan Allah, Halil’ inin teslimiyet ve tevekkülünün karşısında ateşi ona gülistan eyledi.

Huda kadirdir,  üşütmez kar içinde,                    Mala mülke olma mağrur,

Soğukluk halk eder ol,  nâr içinde.                      Deme var mı benim gibi?

                                                                                     Bir muhalif yel eser,

                                                                                     Savurur harman gibi.

          GURUR VE ZARARI

İsmail Hakkı Bursevî Hazretleri nakleder: “Vaktiyle bir Müslüman hacca niyet eder. Yolu Şeyh Ahmed Nâmikî Kaddesallâhü Sirrehü Hazretleri’nin meclisine düşer. O meclisin manevî havasından istifade eder.  Hatta şeyhin başı üzerinde, kalkan gibi nurun parladığını görür. Şeyh hacca gitmesine izin verir. Hac farizasını ifa edip döndüğünde tekrar şeyhin meclisine katılır. Fa-kat, daha önce görmüş olduğu nuru bu defa göremez. Şeyhten bunun sebebini sorar. O da,  “ Sen hacca gitmeden önce iltica ve acizlik içinde idin. Buraya gelip bu meclisten nasibini aldın. Him-mete erdin.   Şimdi ise, hac farizasını ifa edince “hacı” unvanını kazandın. Bu hâl, seni gurûrlan-dırdı.  Kendine bir mertebe ve menzil verince, bu seni daha önce ermiş olduğun manevî derece-den düşürüp o nuru göremez oldun.” der.

Yaşamak için anlamak lâzım, anlamak için de teslimiyet lâzım.

“Dört dua reddedilmez: Hacının ve gazinin dönünceye kadarki duaları, hastanın iyile-

şinceye kadar ettiği dua ve kardeşin kardeşine gıyabında ettiği dua. Bu dualardan en seri icabet (kabul) olunanı (din) kardeşin kardeşe gıyabında yaptığı duadır.” Hâdis-i Şerif

 

      “İki parmağının ucunu iki gözüne koy. Bir şey görebiliyor musun dünyadan? Sen göremiyor-sun diye bu âlem yok değildir. Görememek ayıbı, göstermemek kusuru, kötü nefsin parmağına ait işte.”                                                                                             Mevlâna

“Bu dünyada iyi yaşamak isteyen kimse şu altı yanlışa düşmemelidir: Uykuculuk, tembellik, pısırıklık, hiddet, aylaklık ve işini sonraya bırakmak.”    Hint atasözü

“İdealine bağlılık, nefse hâkimiyet ve nefis kontrolü yoluyla akıllı kişiler kendilerine hiçbir tufanın su altında bırakamayacağı bir ada yaparlar.”        Hint atasözü   

      EBÛ SÜLEYMAN DÂRÂNÎ HAZRETLERİ’NDEN:

      En zor, ama en makbul şey sabırdır. Sabır, iki kısımdır:

1- Cenâb-ı Hakk’ın yapmamızı emrettiği, fakat nefsimizin istemediği ibadetleri yapmaya de-vamla sabır.

2- Allah-ü Teâlâ’nın yapmamızı yasak ettiği, fakat nefsimizin hoşuna giden şeyleri yapma-maya devam etmekteki sabırdır. En faziletli amel, nefsin meşru olmayan arzusunu yapma-maktır.

      “Bir dostundan, sana karşı hoş olmayan bir söz ve hareket görürsen hemen tenkit etme. Çün-kü onu tenkit edersen, önce yaptığından daha kötü ve ağır bir söz söyleyebilir.

      “Bir kimse, bir mümini gözünde küçültür, kendini ondan daha kıymetli zannederse, hangi ibadeti yaparsa yapsın, ibadetin zevkine varamaz.

      “Kul, Rabbinden hayâ ederse, Allah Celle Celâlühü onun ayıplarını örtüp, insanlardan gizler,

hatâlarını affeder. Kıyamet günü hesabını kolay eder.

      “Bütün işlerde, kulun niyeti Allah Celle Celâlühü rızası olursa, o işin sonu mutlaka iyi olur. Bir kimse, güzel bir amel işleyince, bunu kendi gayretleri ile değil de, Allah Celle Celâlühü’nün lütfu, ihsanı ve yardımı ile yapabildiğini katiyen bilirse, o kimsenin, ucuba kapılması (kendini beğenmesi), ibadetini beğenmesi mümkün değildir.

       DİNE MUVAFIK HER HÂL ZİKİRDİR

       Sıhhat ve boş zaman iki nimettir. O hâlde vakitleri zikr-i ilâhiye ye sarf etmek lâzımdır. Dine muvafık (uygun) her amel, alışveriş bile olsa zikir sayılır. Her hâl ve hare-kette dinin hükümlerine uymak lâzımdır. Ta ki, bütün işler zikirden sayılsın. Öyleyse bü-tün hareket ve davranışlarımızın zikir olması için dinîn hükümlerine riayet etmek (uymak) lâzım. Zira zikir gafletten kurtulmak demektir. Bütün işlerde dinîn emir ve yasaklarına riayet edilirse gaflet esaretinden kurtuluş nasip olur.

Allah-ü Teâlâ, yumuşak huylu olanları sever ve onlara yardımcı olur. Sert, öfkeli olanlara yardım etmez.”                                                                           Hadis-i şerif

          NÜKTE… DOĞRU SÖZE NE DENİR

        “İnsanların birbirlerini yanlış anlaması için en az 9 ihtimal vardır:  1- Düşündüğünüz, 2- Söylemek istediğiniz, 3- Söylediğinizi sandığınız, 4- Söylediğiniz, 5- Karşınızdakinin duymak istediği 6- Duyduğu, 7- Anlamak istediği, 8- Anladığını sandığı, 9- Anladığı.

        “Sükût, yorulmadan yapılan ibadet, masrafsız takılan bir ziynet, hükümdarlığa muhtaç olmadan ele geçen bir devlet, duvara ihtiyaç duyulmadan yapılan kale, çalışmadan kazanılan zenginlik ve ayıpların kapatılmasıdır.

        “Olgun insan güzel söz söyleyen değil, söylediğini yapan ve yapabileceğini söyleyen insandır.

Sen doğdun herkes güldü, bir tek sen ağladın. Öyle yaşa ki, sen öldüğünde herkes ağlasın, yalnız sen gül.

        “Evlenirken sadece birlikte yaşayabileceğin birisiyle değil, onsuz yaşayamayacağın birisini seç! Geldiği zaman sadece boşluk doldurmuş olmasın, gittiğinde yeri doldurulamasın.

        “İnsanın bir üzüntüden sonra saçını başını yolması kadar saçma bir şey yoktur; kellik üzün-tüyü gidermiyor ki…

        “Niceleri geldiler, neler istediler, sonunda dünyayı bırakıp gittiler. Sen hiç gitmeyecekmiş gibisin değil mi? O gidenler de aynen senin gibi düşünüyorlardı.

 

         VÜCUDUMUZ… BİLİYOR MUSUNUZ?

         * Bir tek gözün vazifesini yapabilmek için, futbol sahası büyüklüğünde son sistem bir fabri-ka kurmak lâzımdır.

* Vücudumuzda 60 trilyon hücre vardır. Her hücre canlıdır. Beslenir, büyür, çoğalır ve ölür. Vücudumuzda saniyede 50 milyon hücre ölür ve çoğalır.

* İnsan beyninde 90 milyar sinir merkezi bulunmaktadır.

* Akciğer bronşları açılıp düz bir alan yapılsa 250 metrekare ( yani futbol sahasının üçte biri

kadar yer kaplar.

* Gözyaşı mikropları öldürür.

* Damarlarımızın uzunluğu 100 000 km’dir.

* Beyin: Yaklaşık 100 milyar hücreye sahiptir. 35 yaşından itibaren hücre atmaya başlar. Attığı hücre sayısı ise, yılda 2,5 milyondur.

* Karaciğer: Yağların hazmedilmesi için bir yılda 365 litre safra üretir. Bu safra boya olsaydı bununla 30 ev boyamak mümkün olurdu.

* Mide: Bir yılda ortalama 370 bin kalori alıyoruz.

* Gözler: Gözleri gözyaşı sıvısı nemli tutar. Dakikada 20 kere kırpıştırılır. Bu, göz kasının bir yılda 10 milyon kere kasılması demektir.

* Solunum: Dakikada 16 kere soluyoruz. 8 litre hava alıyoruz. Bu bir yılda iki sıcak hava balonunu şişirecek kadar havaya eşdeğer demektir.

* Cilt: Bir yılda komple üç deri tabakası yitiriyoruz. Yenilenmesi 120 gün sürüyor.

* El Tırnakları: Ayda 8mm, yılda da 9.8cm, uzuyor.

* Ayak Tırnakları: El tırnaklarının yarısı kadar uzuyor.

* Kalp: Tüm vücuda 5litre kan pompalıyor. Yılda 42 milyon kere atıyor.

* Böbrekler: Sıvıları filtre ediyor. Bir yılda yaklaşık 700litre idrar atıyoruz.

* Saçlar: Eğer saçlarımız dökülmemişse, bunların sayısı 100 000 civarındadır. Her biri ayda ortalama 1cm, hepsi yılda toplam 12km uzuyor.

* Kemikler: 35 yaşına kadar olanlarda iskeletin yüzde onu yenileniyor.

 

“Cihad ikidir. En faziletlisi nefis ile cihaddır.”  (Hadis-i Şerif, Nevâdiru’l-Usul)

“Allahu Teâlâ’nın, bir kulunu sevmemesi, onun faydasız şeylerle uğraşmasından anlaşılır.”          (Hadis-i Şerif)

“Muhakkak Allah-ü Teâlâ bir kavme hayır murad ettiği zaman, onları imtihan eder.”

(Hadis-i Şerif, Sünen-i Tirmizî)

        “Akıllılar, önceden feryat eder.”   (Hazret-i Mevlâna K.S)

        “ Lüzumsuz şakalar, müminin ağırlık ve ciddiyetini giderir.”    Hadis-i Şerif

“Şiddet göstermeden güçlü, kuvvetli; zayıflık belirtmeden yumuşak ol.”  Hz. Ömer r.a

         “Her insanı seviyesine göre değerlendiriniz.” Hazret-i Ömer (Radiyallahü Anh)

         “Zira en çok kalbi, huzur ve nispetten mahrum eden fuzuli konuşmaktır.”

                                                                             Abdülhakim Hüseyni Bilvanisî (k.s.a)

         BEYİT:

         Her derdin olur çaresi, her inleyen ölmez

Her mihnete bir âhir olur, her gama pâyân.  (Ziya Paşa) Lügatçe: Pâyân: Son

         Bilmedüm ahvâlümi ne hâl üstindedür.

         Şol kadar bildüm ki nefs ile cidâl üstindedür. (Kânûnî)

 

 

          ALLAH-Ü TEÂLÂ’NIN FAZLI

Allah-ü Teâlâ her şeye hâkimdir. Dilediği gibi mahlûklara hükmeder. Zira hepsinin yaratıcısı ve sahibidir. Kayıtsız şartsız hâkimdir. Kur’an-ı Kerim’de: “Ve Allah ne isterse yapar, şüphe yok ki Allah ne isterse hükmeder.”  Buyurulur.  Allah-ü Teâlâ’nın hükmü ve emri iki kısımdır:  Birisi yaratmasıdır; irâdet, kudret ve tekvin sıfatları ile alâkalı olan emirlerinden ibarettir. Bu emre hiçbir şey karşı koyamaz. Bütün varlıklar bu hükmün altındadır.

Diğeri teşriî emirdir ki dinin emirlerinden ibarettir.  Farzlar,  vacipler,  haramlar gibi.  Bu emirlere bazı kullar iman edip uyarlar, bunlara mü’min ve muti(itaatkâr) denir. Bazıları iman etme emrine uymaz bunlara asi veya fâsık denir. İman sahiplerini cennete koyması fazlından, keremindendir. Kâfirleri cehen-neme koyması adaletindendir.

İnsanların imanı ve salih amellerin tamamı Cenâb-ı Hakk’ın verdiği en küçük bir nimetine karşılık olamaz. Zira ameli yaratıp Tevfik veren ancak Hak Teâlâ’dır. Salih amelleri kabul eden odur. Eğer salih amellere itibar edip kabul etmeseydi, onlar da diğer fiiller gibi olurdu. Yapılan ameller sayılıdır. Sayılı olan da az bir şeydir. Allah-ü Teâlâ’nın nimetleri büyük ve sonsuzdur. Nitekim Nahl suresinin 18. ayetin-de Allah: “Ve eğer Allah’ın nimetlerini sayacak olursanız, onu tamamen sayamazsınız. Şüphe yok ki Allah çok bağışlayıcıdır, çok merhametlidir.” Buyruldu. Kulların ibadetlerinin ebedi saadete karşı-lık olması kabil değildir. Fakat Allah imanı ve taatı, kendi lütfuyla âhiret nimetlerine ve ebedi saadete se-bep ve şart-ı adî kılmıştır. ( Yani âdeti böyle olmuştur). Kendi fazlı ve keremiyle müminlerin ihlâsla yap-tıkları sâlih amellerine itibar vermiştir. Az amele karşılık sonsuz büyük mükâfat vermesi, lütuf ve ihsanın-dandır. Yoksa karşılık şeklinde değildir.

 

SULTAN MURÂD’IN OĞLU MEHMED’E (FATİH) NASİHATLERİNDEN

Gençlik Çağı: Dokuz ile on beş yaş arasındakiler umumiyetle son derece cömerttirler, ellerine ge-çen hemen her şeyi daha o anda harcamaya bayılırlar. Doğru veya yalan ne duysalar hemen inanırlar. Bu yüzden dünyada dönüp duran hile ve dolaplardan haberleri yoktur… Düşünce ve merakları gayet basit şeyler üzerinedir. Bu yüzden hiçbir şeyin eksik ve yanlışını göremezler…

Hiç düşünmeden,  zararlı veya faydalı olduğuna karar vermeden,  ansızın,  bir işe girişiverirler. He-men her zaman,  başlarını bile ortaya koyacak anormal davranışlarda bulunabilirler…  Nasihat kabul et-mezler ve bildiklerince yürürler…

Bunlar hastalıktan kurtulmuş, iyileşmeye doğru giden bir hastanın, doktorun verdiği, fakat kendisi-nin beğenmediği bir ilacı kullanmayan, başına buyruk hareket eden hastaya benzerler. Affedilecek gibi ol-mayan büyük bir suçu bağışlarken; affedilecek gibi olan,  ufacık,  zararsız bir şeyi de gözlerinde büyütüp affetmeye yanaşmazlar.  Sahip oldukları enerjiyi ölçülü olarak kullanmayı bilemezler.  Ellerinde olan her-hangi kıymetli veya kıymetsiz, bir şeyin, onlarca hiç değeri yok gibidir. Bazen de bunun tam aksine, elle-rinde olmayan şeylere karşı açgözlü davranırlar.

 

EBÛ BEKİR VERRÂK HAZRETLERİNDEN: Senelerce aradığım dört şeyi, dört şeyin içinde buldum: 1- Hazreti Allah’ın rızasını aradım. Onu Hazreti Allah’a itaatte buldum.

2- Maişette genişlik aradım, duha namazında buldum

3- Din selâmeti istedim, lisanımı (dilimi) muhafazada buldum.

4- Kabrimin nurlu olmasını talep ettim. Onu da gece namazında buldum.

 

HAZRET-İ ÖMER (Radiyallahü Anh): “Komşusu, yakını ve yol arkadaşı tarafından methedilen kimsenin güzel hâl sahibi olduğundan şüphe etmeyiniz.” Buyurmuştur.

 

EBÛ’L-HASAN HARKÂNÎ (Kaddesallâhü Sirrehü) HAZRETLERİ’NDEN

  • Dünyada en iyi şey, Allah-ü Teâlâ’yı unutmayan gönüldür.
  • Nimetlerin en iyisi, çalışarak kazanılanıdır.
  • Arkadaşların en iyisi, Allah’ı (Celle Celâlühü) hatırlatandır.
  • Şu iki kişinin çıkardıkları fitneyi, şeytan bile çıkaramaz: Dünya hırsına sahip âlim ve cahil derviş.
  • Dünya, peşinden koştuğun sürece senin padişahındır. Ondan yüz çevirince, sen ona sultan olursun.
  • İlimden en fazla istifade eden, onunla amel edendir. En faziletli amel ise, üzerine farz olandır.
  • Allah-ü Teâlâ kuluna, imandan sonra kalb-i selim ve sadık lisandan daha büyük hiçbir şey ihsan etmemiştir.
  • Bir mümini ziyaret edersen, hâsıl olan sevabı, yüz adet kabul edilmiş hac sevabı ile değiştirme-men lâzımdır. Çünkü bir mümini ziyaret için verilen sevap, fakirlere verilen yüz bin altın sada-kanın sevabından daha fazladır. Bir mümin kardeşinizi ziyarete gittiğinizde, Allah-ü Teâlâ’nın rahmetine kavuştuğunuza inanın.
  • Bir mümin kardeşini sabahtan akşama kadar incitmeyen kimse, o gün akşama kadar Peygamber Efendimizle yaşamış olur. Eğer bir mümin, kardeşini incitirse, Allah-ü Teâlâ onun o günkü ibadetini kabul etmez.  

 

Allah-ü Teâlâ buyurdu ki: Benden başka yardımcısı olmayan kimseye zulmedene karşı gadabım (intikamım) şiddetlidir.”                                                        (Hadis-i Kutsi, Taberâni)

 

“Her fenalıktan uzak kalmanın yolu, dili tutmaktır.”  Hazret-i Ali (Radiyallahü Anh)

 

ARKADAŞ NASIL OLMALI…

Herkesle arkadaşlık, dostluk kurmak uygun değildir. Rasgele birisi ile arkadaş olmak çok tehlike-lidir.  Bunun için arkadaş seçiminde çok dikkatli olmalıdır. Arkadaşlık yapılacak kimsede şu üç haslet mutlaka bulunmalıdır.

Akıllı olmalıdır: Çünkü akılsız kimselerden fayda değil, zarar gelir. Bunu için akılsız kimseden uzak durmalıdır.  Bunlar iyilik yaparken kötülük yapabilir. Akılsız kimse,  işlerin hakikatini bilmeyen, anlatıldığı zaman da anlamayan kimsedir.

İyi ahlâklı olmalıdır: İnsana kötülüğün bulaşması iyiliğin bulaşmasından çok daha kolaydır. Kötü huylu birini iyi huylu hâle getirmek çok zordur. Fakat iyi huylu birini kötü huylu hâle getirmek çok daha kolaydır. Kötü huy bulaşıcı hastalık gibidir. Hatta bulaşması geçmesinden daha kolaydır.

Salih kimselerden olmalıdır: Fâsık kimseler yani günah işlemeye devam eden kimseler, Allahtan hakkıyla korkmazlar.  Korksalardı zaten günah işlemeye devam etmezlerdi.  Allahtan korkmayan birine güvenilmez.  Nitekim Allah-ü Teâlâ buyurdu ki:  “Allah’ı anmaktan gafil olanlara ve nefislerine uyanlara itaat etmeyiniz!”

 

“Bir insan için, en kötü beş şey; imansızlık, kibir, şükür azlığı, kötü ahlâk, cimrilik.”

                                                                                                                     Hazret-i Lokman Hakîm

“Benden sonra, ümmetim üzerine üç amelden endişe ediyorum: Âlimin zellesi (hatası) zalimin hükmü ve tabi olunan heva ü heves.”                                          (Hadis-i Şerif, Kuda’i, Şihabü’l-Ahbar)

 

ATALAR SÖZÜ:

*İki at bir kazığa bağlanmaz.  *İki aslan bir posta sığmaz.  *İki el bir baş içindir.  *İki testi birbirine dokununca elbet biri kırılır.  *İki cambaz bir ipte oynamaz.  *İki karpuz bir koltuğa sığ-maz.  *İki kaptan bir gemiyi batırır.  *İki kılıç bir kına girmez.  *İki köpek bir kemiği paylaşmaz.

*Bir ağızdan çıkan bin ağza yayılır. *Bir insan ayıpladığını yapmadan ölmez. *Gafile kelam, nafile kelam.

 

İmam Muhammed buyurdular ki:

*Sadık arkadaş, seni hayra teşvik edendir.

*Bir mecliste ilim ve irfan bulunmazsa, o mecliste nefsanî hisler bulunur.

*Affetmek aklın zekâtıdır.

*Güzel ahlâk, kötü nesebi örter.

 

 

 

“Kulum, benim hakkım(emir ve yasaklarım)a riayet etmedikçe, ben onun hakkına riayet etmem.”                                                                                                             (Hadis-i Kutsi, Taberâni)

 

MADDENİN YAPISI:  Hücre, insan, su, dünya, feza, bitkiler ve hayvanlar gibi; maddenin yapısı da bir deryadır. Bu engin bilim denizinin derinliğine indikçe Allah-ü Teâlâ’nın kudret ve azameti karşısın da akıl devre dışı kalarak; görevini kalbe devretmektedir. Teslimiyet ve tefekkür kanatlarıyla, ibadet lezze tiyle ufuklar ötesine uçmaktadır.

Atom: Kâinatın en küçük zerreciği yani yapı taşıdır. Atomun merkezini teşkil eden “proton”un etra fında belirli yörüngeler vardır. Bu yörüngelerde elektronlar hareket eder. (Yaratanı zikreder.) Bu elektron-ların sayısı atoma göre değişir. Hidrojende bir bazılarında yüzlercedir. Ve elektron bir saniyede 2,5 milyar defa çekirdek etrafında döner.  Saniyede 1000 km yol alır.  Yaratılıştan bu yana milyarlarca yıl bu şekilde devam eder. Elektronların hiçbiri diğeriyle kesişmez, çarpışmaz ve bozulmaz. Atomda elektriksel bir den-ge vardır. Elektrik yük eşit olmasaydı, her atom birbirini çekecekti. Evrenin yok olması ise; bu dengedeki milyar kere milyarda bir oynama ile meydana gelir. Yani evrenin ve canlıların varlığı çok hassas dengeler le mümkündür.

Aynı yüklü elemanlar birbirlerini iterler.  Birbirlerini itmeleri gereken protonlar ve atom çekirdeği bir arada nasıl olabilmektedir? Atom fiziği Bilim Adamı Wenner Heisenberg’in açıklamasına göre; “ Protona komşu olan nötrondan negatif bir eleman sıçrar. Bu eleman“Mezon”dur. Negatif yük kaza nan proton nötron olur. Negatif yük kaybeden nötron protona dönüşür. Bu hâdise atom çekirdeğin deki bütün protonlarla komşu nötronlar arasında saniyede milyarlarca defa tekrarlanır.  Ve böyle-ce bir proton yanındaki protonu itmeye vakit bulamaz. Atom çekirdeğindeki protonlarla nötronlar arasındaki mezon alış-verişi bir an dursa;  kâinat anında daha doğrusu saniyenin milyarlarca misli bir kısa zamanda yok olur.”

 

İLK DENİZALTIYI 1719’DA İSTANBUL HALKI GÖRDÜ

Osmanlılarda “Tahtelbahir” denilen denizaltı, ilk defa Sultan Üçüncü Ahmed Han devrinde Tersane Baş Mimarı İbrahim Efendi tarafından yapıldı. Timsah suretindeki bu denizaltının Sultan Üçüncü Ahmed Han’ın çocuklarının sünnet merasiminde deniz sathına çıkıp tekrar denize dalmasını bütün İstanbul halkı hayretle seyretmişti.

1719’da yapılan bu düğünün bir gününde, Haliç’teki Tersane Kasrı karşısında evlere şenlik bir “azim timsah” göründü. Düğüne gelmiş kayıklar neye uğradıklarını bilemediler. Derken timsah denize dalıp bir saat sonra yeniden su yüzüne çıktı ve ilerleyerek padişahın bulunduğu yere yaklaşıp selâmlama merasiminde bulundu. Bu merasim esnasında denizaltının kapısı açılmış ve beş asker çıkarak bu muhteşem icadın maharetlerini göstermiş, merasimdeki yabancı elçiler dahi bu manzara karşısında hayretler içinde kalmışlardı.

 

“Dikkat edin!  Cennetlik ameller, sarp ve engebeli (bir yol gibi meşakkatli)dir.   Cehennemlik ameller ise, düz ve (pürüzsüz bir yol gibi) kolaydır.”             (Hadis-i Şerif. Ahmed b. Hanbel, Müsned)

 

“Akıl, nimetlerin en büyüğü, dünya ve ahiret şereflerinin en yücesidir.”         Hazret-i Ali (r.a)

“Hak teâlânın düşmanlarından kaçındığı için, İbrahim Âleyhisselâmın şanı yüksek olmuştur.”

İmam-ı Rabbani (Rahmetullahi aleyh)

“Ahmak olan kimse övülmekten hoşlanır.”                        Ahmed bin Hanbel (Rahmetullahi aleyh)

 

CAHİLLİĞİN ALÂMETLERİ:

İslâm âlimleri buyurdular ki: “Bir kimsenin cahil olduğu 6 vasfı ile anlaşılır:

Her şeye kızar. Taşa çarpsa taşa kızar, hayvana kızar, insana kızar. Çabuk kızar ve kızgınlığı kolay kolay yenemez.

Faydasız söz söyler. Sır saklayamaz. Malı yerli yerince harcayamaz. Herkese güvenir. Dostunu düşmanını bilemez. Kötülerle arkadaşlık eder.

 

EN ÜSTÜN HASLET:

Abdullah bin Mübarek (Rahmetullahi aleyh) “İnsandaki en üstün haslet hangisidir?” diye soru-lunca; “Kâmil akıl.” Buyurdu. “Eğer o yoksa?” dediler. “Güzel edeptir” buyurdu. “O da yoksa?” dediler “Kendisiyle istişare edilecek şefkatli bir kardeş” buyurdu. “O da yoksa?” dediler. “Devamlı sükût” buyurdu. “O da bulunmazsa?” dediler. “Ölmek” buyurdu.

 

KİŞİNİN TÖVBESİ DÖRT ŞEY İLE BİLİNİR.

Dilini fuzulî sözlerden, gıybetten yalandan korumak. Hiç kimseye kalbinde haset ve düşmanlık beslememek. Kötü arkadaştan ayrılmak. Ölüme hazır olması, geçmiş günahlardan tövbe ve ibadete devam etmesi.

“Bir kimse, bir mümin kardeşini sevindirirse, Hak Teâlâ, o kimsenin kalbini kıyamet gününde ferahlandırır.”                    Hadis-i Şerif

“Her kim dünyada bir mümin kardeşinin işini görürse, Hak Teâlâ, o kimsenin 70 işine kolaylık ihsan buyurur.”                  Hadis-i Şerif

“Her binanın bir temeli vardır. İslâm binasının temeli de güzel ahlâktır.” Hadis-i Şerif

“Dünyayı âhiret üzerine tercih eden kimseyi Allah-ü Teâlâ üç şeye müptelâ kılar: Kalbinden hiç çıkmayan sıkıntı, hiç kurtulamadığı fakirlik ve ebediyen doymayan hırs.” Hadis-i Şerif

 

İMAM-I RABBANÎ (k.s.) HAZRETLERİNDEN: “Ey dost iki şeyde kusur edilmediği zaman kederlenme! Peygamberine (Sallallahü aleyhi ve Sellem) tâbi olmakta. Üstadına muhabbet ve ihlâsta.

Bu iki şeyde riayeti tam olduğu halde binlerce zulmet (keder) le karşılaşılsa zarar vermez ve bu kimsenin zayi olmasından korkulmaz. Şayet bu iki şeyden birinde (Allah korusun) bir kusur meydana gelirse her ne kadar huzur ve cem’iyyet içinde de olsa hüsran içinde hüsrandır.”

 

“Bizi bizden gizleyen bizim nefsimizdir.” Mevlana

 

“İnsanın içindeki nefis kötülüğe, aklıselimi de iyiliğe meyil edinceye kadar şeytan nefis ile melek te aklıselim ile irtibat kuramazlar.”

 

“İmamı Kuşeyri; Allah-ü Teâlâ’nın muradı dışında hareket etmek nefsin arzusunu yerine getirmekten ibarettir. Faideli, faidesiz çokça konuşmak da nefsin en kuvvetli arzusudur.”

 

“Binaenaleyh istikamet, Allah’ın emirlerine nefsi teslim etmektir. Yani, Allah-ü Teâlâ senin hakkında neyi emir etmiş ise onu tercih etmendir.”

 

“Kemalde asla kendini zannetme kaç, kendi noksanını idrak et. Eğer siz Allah’a kavuşmayı diliyorsanız kemaliyet nefsin kusurunu bilmektir diye Mevlana’yı Rumî ifade eder. Yani, şu nok-sandır, şu kâmildir deme bununla kemaliyeti elde edemezsin. Kendi kusurlarını bilmekle tövbe edip kemala kavuşursun demektir.”

 

“Kulun kalbi doğru oluncaya kadar imanı doğrulmaz. Dili doğru olmadığı müddetçe de kalbi doğrulmaz. Bir de komşusu zulmünden emin olmayan Cennet’e girmez.”    Hadis-i Şerif

 

“Mal cimrilerde, silâh korkanlarda, idare de zayıflarda olursa, işler bozulur.”

                                                                               Hazret-i Ebû Bekir R.A

 

MÜSTEHABBIN EHEMMİYETİ

Abdullah bin Mübarek (r.h.); Müstehabları yapmakta gevşek davranan, sünnetleri yapamaz. Sün-netleri yapmakta gevşek davranmak, farzların yapılmasını zorlaştırır. Farzlarda gevşek davranan da mâri-fete, Allah-ü Teâlâ’nın rızasına kavuşamaz. Buyurmuştur.

 

Bahâeddin Buhâri Kaddesallâhü Sirrehü bir sohbetlerinde buyurdu ki: “Bizim yolumuzdaki kimselerin şu edebi gözetmesi gerekir: Birincisi, Allah’a karşı edebdir. Yani zahiri ve batını ile tamamen kulluk içinde olmalı. Allah’ın bütün emirlerini yerine getirip yasaklarından sakınması ve Allah’tan başka her şeyi, masivayı terk etmesidir. İkincisi, Resulüllah Efendimize karşı edep: Bu da iş ve hallerde ona uymaktır. Üçüncüsü, hocasına karşı edep: Çünkü kendisinin Peygamberimize uymasına, hocası vasıta olmuştur. Bu bakımdan, hocasını hiçbir zaman unutmamalıdır.

 

“Haber, gözle görme gibi olmaz.”  Hadis-i Şerif

 

          İLİM-TEKNİK: SES DUVARI

Sesin bir yayılma hızı vardır. Bu, sesin içinde yayıldığı ortama göre değişir. Mesela sıfır derece kuru havada sesin hızı saniyede 331metredir. 15 derece sıcaklıkta bu hız saniyede 340 metreye çıkar. Sıcaklık arttıkça sesin yayılma hızı da artar. Görüldüğü gibi sesin havadaki hızı oldukça büyüktür. Yakın zamana kadar bu hız uçaklar için erişilmesi güç bir sınırdı. Ses duvarı deyince sesin sürati anlatılmaktadır.

 

ALLAHTAN KORKMAK:

Allahu Teâlâ’dan korkmanın alâmeti yedi şeyden belli olur: 1-Dil; yalan söylemez, gıybet etmez, boş konuşmaz, Allahı anar, ilimle meşgul olur.2-Kalp; kin, haset gibi kötü huylardan temizlenmiştir.      3-Göz; harama bakmaz, kâinattaki her şeye ibretle bakar. 4-Mide;haram lokmadan uzaktır. 5-El; hara-ma uzanmaz. 6-Ayak; günah işlenen yere gitmez. 7-İbadet; yalnız ihlâsla yani, Allah rızası için yapılır. Riyadan kaçılır.

 

“Herkes seni, Allahını sevdiğin kadar sever. Allahtan korktuğun kadar, senden korkarlar. Allaha itaat ettiğin kadar da sana itaat ederler.      Yahya bin Muaz-ı Razi            (Rahmetullahi Aleyh)

 

ABDULLAH BİN MÜBAREK’TEN (R.H.):

“Biz çok ilimden ziyade az da olsa edebe muhtacız.”

“Âlimler edep hakkında çok şeyler söylediler. Bize göre edep, insanın nefsini tanımasıdır.”

“Âlimleri hafife alanların âhireti, amirleri hafife alanların dünyası, dostlarını hafife alanların mürüvveti yıkılır.”

 

Yumuşaklık; vakar ve sükûnettir. Sinirlenmek ise kabalığa yol açar.”

                                                                     Abdülaziz Dirini (R.H.)

 

“Değiştirmeye gücünüzün yetmediği bir iş gördüğünüz zaman, Allah-ü Teâlâ onu değiştirinceye kadar sabrediniz.”            (Hadis-i Şerif, Taberâni)

 

“Biriniz kendinde, malında veya (din) kardeşinde hoşuna giden bir şey gördü-ğü zaman (Mâşâallâh diyerek) bereketlenmesi için dua etsin. Çünkü nazar haktır.”

                                                                      (Hadis-i şerif, Ebû Ya’lâ, el-Müsned)

MUSİBETE SABRETMEK

Dünyada, musibet Allah-ü Teâlâ’dan iman sahiplerine lütuf ve keremdir. Çünkü musibete karşılık büyük sevap ve ecirler vardır. Dünyadan nefret ve ahirete rağbet hâsıl olur, taata çalışmağa sebep olur. Dünyanın fâni olduğunu göstererek hırs, tamah ve kibir gibi kötü huylardan kalbi kurtarmaya vesile olur.

Bazı âlimler dediler ki, bir kimse dört belâya sabretmeyince kâmiller derecesine kavuşamaz.

1) Düşmanın şamatasına, 2) Dostların ayıplamasına, 3) Cahillerin dil uzatmasına, 4)Arkadaşların hasedine. Bunun gibi, bir kimse dünya belâsına sabretmeyince Sıddîklar derecesine kavuşamaz.

     

        *Edep iki kısımdır: Kalbi temizlemek, uzuvları kötülük yapmaktan ve günah işlemekten korumaktır.                                    Ebû Osman Hîrî “Rahmetullahi aleyh”

 

        Sohbet:

İnsan, imanını istikamet üzere kılmaya, kâmil hâle getirmeye çalışmalıdır. İman çok kıymetli, çok büyük bir nimet olduğundan değeri bilinmelidir. Şayet bugün imanın kıymeti bilinmiyorsa, kıyamette bilinecek, anlaşılacak. Orada, kâmil iman nasıldır, zayıf iman nasıldır, imansızlık nasıldır belli olacak gözlerle görülüp anlaşılacak.

İnsan ne yaparsa kendine yapmış olur. Hiç kimse bir başkası için bir şey yapmış olmaz. Herkesin yaptığı kendinedir. Kim yüzünü Allah’a çevirir imanını kemale erdirirse kendisi için yapmış olur. Menfaati kendinedir. Şayet yapmazsa zararını yine kendisi görür. Hiç kimseye minnet etmeye lüzum yok. Herkesin çalışması kendinedir. Herkes kendi çalışmasının faydasını görecektir. (Seyyid Muhammed Raşid Kudduse Sirruh)

        İMAN:

Sa’d-Taftazanî’nin tefsirine göre:

“Cenab-ı Hakk’ın istediği kulunun kalbine, cüz-i ihtiyarının sarfından sonra ilka ettiği bir nurdur.”

 

“Kim Allah için sever, Allah için buğzeder, Allah için verir ve Allah için vermezse imanını kemale erdirmiştir.”                                                                         (Hadis-i Şerif)

 

Himmet nedir? : Kalp isteğiyle gösterilen ciddî gayrete himmet denir.

 

BANA BENDEN OLUR HER NE OLURSA

BAŞIM RAHAT BULUR DİLİM DURURSA.

 

ATASÖZLERİ: *Ekilmeden biçilmez.*El ağzıyla kuş tutulmaz.*El eli yıkar; el, yüzü yıkar.*El ipiyle kuyuya inilmez.*El için kuyu kazan, en önce kendi düşer.

 

* İbadet; emredilenlerle amel edip, yasak edilenlerden sakınmaktan ibarettir.

Hazret-i Hüseyin “Radiyallahü Anh”

İbn-i Mesud (r.a.)’dan rivayet edildiğine göre. Peygamber efendimiz (s.a.v.) şöyle buyurdu: “Söz ve davranışlarında ileri gidip haddi aşanlar helâk oldular!” Resul-i Ekrem bu sözü üç defa tekrarladı.                    (Hadis-i şerif—Müslim)

 

Önce tam iş yapınız ve kendinizi başkalarıyla karşılaştırmadan evvel hatalarınızı kabul ediniz.

 

 

“ İnsanın gayesi Allah’a ulaşmak, maksudu Allah’la olmak, Rabb’ül-Âleminin rızasını elde etmektir. İnsan için yegâne maksud bu olmalıdır. Ne Cennet maksud olmalı ne de Cehennem, Cennet de Cehennem de Allah’ındır. Şayet Allah insandan razı olmazsa Cennet gibi yerde bile bulunsa orası ona Cehennem hükmüne geçer. Ama Allah insandan razı olduğu vakit, Cehennem gibi bir yerde bulunsa orası ona Cennet olur.”                                                Muhammed Raşid (Kaddesallâhü Sirrehü)

 

Ebu Bekir Şiblî Hazretlerinden Nasihatler:

*Kim Allah-ü Teâlâ’yı bilirse gam ve keder içinde olmaz.

*Şükür; nimeti değil, nimeti vereni görmektir.

*Afiyet; dinin bidatten, amelin afetten, nefsin şehvetten, kalbin kuruntudan kurtulmasıdır.

*Hürriyet; kalbin hür olmasından başka bir şey değildir.

 

Sanat:

ANLADIM İŞİ, SANAT ALLAH’I ARAMAKMIŞ,

MARİFET BU, GERİSİ YALNIZ ÇELİK ÇOMAKMIŞ.       Necip Fazıl Kısakürek

 

Kalbi, dünya kaygısı karartır, âhiret kaygısı ağartır.”        (Hz. Osman r.a.)

 

Kadir Gecesinin Hayırlı Kılan Pek Çok Hususlardan Bazıları:

1.    Kur’ân-ı Kerimin bu gecede indirilmeye başlanması.

2.    Bu gecede ibadetin (içerisinde Kadir gecesi olmayan) bin aydan (83 sene 4 ay) hayırlı olması.

3.   Bu gecede meleklerin ve ruh’un inmesi.

Melekler çok arzu etmelerine rağmen Âlem-i Emr’i seyredemezler. Ancak mübarek gecelerde bilhassa Kadir gecesinde, letâifini füyûzât-ı ilâhiye ile nurlandıran müminlerin kalplerinden Âlem-i Emr’i seyretmelerine izin verilir. Kadir gecesinde melekler yeryüzünü hınca hınç doldurarak yeryüzü kendilerine dar geldiği için bu geceye darlık manasına olan Kadir ismi verilmiştir.

4.   Bu gece fecir vaktine kadar selâmettir.

Kadir gecesinin bazı alâmetleri: O gece gökyüzü bulutsuz ve parlak olur. Hava ne soğuk ne sıcak, lâtif olur. O gece bir an için denizlerin suyu tatlanır, zemzem ziyadeleşir.

 

“Muhakkak ki Allah ısrarla dua edenleri sever.” (Hadis-i şerif, Beyhaki)

“Günahları azalt ki; ölüm sana kolay gelsin. Borcunu azalt ki; hür yaşayasın.”  ( Hadis-i Şerif)

 

İMAM-I RABBANÎ HAZRETLERİ’NDEN (Kaddesallâhü Sirrehü)

*  Edebi gözetmek zikirden üstündür. Edebi gözetmeyen hakka kavuşamaz.

*  Ehlinin (ailesinin) gönlünü almak için günah işlemek ahmaklıktır.

* Kalbin tasfiyesi (temizlenmesi); İslâmiyet’e uymakla, sünnetlere yapışmakla, bid’atlardan ve nefse tatlı gelen şeylerden kaçınmakla olur. Zikri ve rehberi (doğru yolu gösteren âlim) sevmek bunu kolaylaştırır.

*  Malı zarardan korumanın ilacı zekât vermektir.

*  Mekruhtan sakınmak ve bir edebi gözetmek, zikirden, fikirden ve murakabeden daha faidelidir.

*  Mubahları gelişi güzel kullanan, şüpheli şeyleri yapmaya başlar. Şüpheli şeyleri yapmak da harama yol açar.

*  Nefse günahlardan kaçınmak, ibadet yapmaktan daha güç gelir. Onun için günahtan kaçınmak daha sevaptır.

*  Ölmek felâket değildir. Öldükten sonra başına gelecekleri bilmemek felâkettir. Dua ve istiğfar etmekle ve onlar (ana baba) için sadaka vermekle imdatlarına yetişmek lâzımdır.

*  Malayani (boş şeyler) ile vakit geçirmek Allah’tan uzaklaşmaya işarettir.

*  Bir farzı vaktinde yapmak, bin sene nafile ibadet yapmaktan daha faidelidir.

*  Gafletin ilacı; gönlünü Allah’a vermiş olanların sohbetidir.

*  Bu zamanda dünyayı terk etmek çok zordur. Dünyayı terk lâzımdır. Hakikaten terk edemeyen, hükmen terk etmelidir ki, âhirette kurtulabilsin. Hükmen terk etmek de büyük nimettir. Bu da yemekte, içmekte, giyinmekte, meskende, dinin hududundan dışarıya taşmamakla olur.

*  Gençlik çağının kıymetini biliniz! Bu kıymetli günlerinizde, İslâmi ilimleri öğreniniz ve bu ilimlere uygun yaşayınız. Kıymetli ömrünüzü faydasız, boş şeyler arkasında, oyunla ve eğlenceyle geçirmemek için uyanık olunuz.

*  Vakit çok kıymetlidir, kıymetli şeyler için kullanmak lâzımdır. İşlerin en kıymetlisi, sahibine hizmet etmek, yani Allah’a ibadet ve itaat etmekle vakitleri geçirmek lâzımdır.

 

*Uzun emel sahibi olmak ve her şeyi sonraya bırakmak, perişanlık ve düşüncesizliktir.                Cafer-i Sadık“Rahmetullahi aleyh”

 

        DUA: Allahım! Tembellikten, düşkün ihtiyarlıktan, günahlı yerlerden, borçlan-maktan, kabir azabından, Cehennem azabından Sana sığınırım!           Hadis-i Şerif

 

        Sema kapılarında perdeler vardır. Kibir, haset ve gıybet ehlinin amellerini geri çevirirler.”                   (Hadis-i Şerif)

 

        KÂFİ MİKTAR İSTEMEK:

        Şemsüddin Habîbullâh (Kaddesallâhü Sirrehü) Hazretleri buyuruyor: “Yenilen lokmalar insanı muvaffakiyete kavuşturmalı, taatını arttırmalıdır. Resulüllah Efendimiz (Sallallâhü Aleyhi ve Sellem) “Allah’ım! Al-i Muhammed’in rızkını kâfi gelecek kadar kıl.” Buyurduğu duasına uygun olarak, insan için lâzım olan şeyleri kâfi miktarda isteme lidir. Ashâb-ı kiram da böyle dua ederdi. İsrafa düşürecek kadar zengin; sıkıntıya düşüre cek kadar da fakir olmamalıdır (olmamak istenmelidir). Kulluk vazifelerini yerine getirip, ölüme hazır bulunmalı, kalbini başka arzulara bağlamamalıdır.”

 

        “Nefsine uyan perişan olmuştur. Artık, yatıp kalkarken onun yoldaşı şeytandır.”                                   Ahmed Yesevî  “Rahmetullahi aleyh”

 

        “Kulluk; dinin emirlerine riayet (uymak), ahde vefa, elde bulunana razı olma, bulunmayana sabretmektir.”           (Hazret-i Osman Radiyallahü Anh)

 

         BEYİT:   TEVBE YA RABBİ HATA RÂHINA GİTTİKLERİME

                        BİLİP ETTİKLERİME BİLMEYİP ETTİKLERİME.            (Nizamettin)

 

        DELİ NAMAZ KILMAZ:

        Bir adam nahiv âlimlerinden İbn-i Akil’e gelerek şöyle dedi: “Ben nehre iki-üç defa dalıyorum. Ancak cünüplükten temizlendiğime kat’i emin olamıyorum. Ne yapayım?” diye sordu. İbn-i Akil: “Namaz kılma.” Dedi. Nasıl olurda ona “Namaz kılma” dersin? Dediler. Dedi ki: Çünkü Rasûlüllâh (Sallallâhü Aleyhi ve Sellem): “Kendine gelinceye kadar deliden kalem (mesuliyet) kaldırılmıştır.”buyurdular. Nehre iki-üç defa daldığı halde hâlâ bedeninin tamamının ıslanmadığını, dolayısıyla guslünün olmadığını sanan kimse delidir.” Dedi.

 

         EHL-İ TEVHİD KİMLERDİR?

         Bir kişinin Ehl-i tevhid’den sayılabilmesi için “Lâ ilâhe illâllah, Muhammedün Rasûlüllâh” kelime-i tevhidini kalbi ile tasdik dili ile ikrar etmesi lâzımdır. Peygamber Efendimiz (Sallallâhü Aleyhi ve Sellem)’in peygamberliğini ve onun bize tebliğ buyurduğu hususları kabul etmeyenler Ehl-i tevhid değildirler. Ehl-i kitap olsalar bile, Peygamber Efendimizi tasdik etmedikleri için değil cennete girmek, ebediyen cehennemde kalacaklardır. Zira bir hadis-i şerifte buyurulmuştur ki: “Muhammed’in nefsi kudret elinde olan Allah’a yemin ederim ki, bu ümmetten herhangi bir Yahudi veya Hıristiyan beni duyar da sonra benimle gönderilene iman etmeden ölürse mutlaka cehennemliklerden olur.”

 

        “Kulun Allah’a: “Allah’ım, senden dünya ve ahirette afiyet isterim.”diye dua etmesinden daha sevimli dua yoktur.”                       (Hadis-i Şerif)

        “İnsanlar şerrinden emin olmadıkça kul hakiki iman sahibi olamaz.”

                                                                                  (Hadis-i Şerif)

         İYİLİKLERİM VE KÖTÜLÜKLERİM BENİM İÇİNDİR:

         Hazret-i Ali (Kerremallahü Veche) sohbet ederken; “Ben hiç kimseye aslâ iyilik ve kötülük etmedim.”buyurdu.

         Yanındakiler hayret ettiler ve “Ey emirü’l-müminin, belki sizden hiç kimseye kötülük meydana gelmiş değildir amma, ya iyilik için ne buyurursunuz?”dediler.

         Buyurdu ki: “Allah-ü Teâlâ, (Câsiye Suresi 15. ayet-i kerimesinde); “Her kim iyi bir amelde bulunursa kendi lehine ve her kim bir fenalık yaparsa da o kendi aleyhinedir.”buyurdu.

 

         *Müminlerin, iman bakımından en olgun olanları, ahlâkı en güzel olanlardır.

                                                                                                       Hadis-i Şerif

         SÖZ: İyi niyet yetmez, bilmek lâzım; bilmekte yetmez, anlamak lâzım; anlamakda yetmez, anladığını yapmak lâzım; yapmak da yetmez, yaptığını Allah rızası için yapmak lâzım.

 

         Nasıl bir tevbe?

         Sözlük anlamı itibariyle “bir şeyden geri dönmek” manasına gelen tevbe, dinî terim olarak “günahtan pişmanlık duyup vazgeçmek” demektir.

Vicdanen çirkin bulduğu için değil de bedenine, malına, makam ve haysiyetine zarar vereceği endişesiyle günah ve kabahatten vazgeçmek tevbe değildir. Asıl tevbe, dünyevî menfaatlerine ters olsa bile, Allah Teâlâ’nın rızası için günahı çirkin görüp tiksinti duyarak ondan vazgeçmektir.

Tövbeden maksat, nefsin kötü sıfatlarını iyiye döndürmektir. Bir başka ifadeyle; nefsin sıfatlarından en aşağı derecede yer alan ve sürekli kötülük yapmayı emreden nefsi, itminana ermiş, kulluğunu hakkıyla bilen nefse çevirerek, Allah’ın “İrci’î” (dön) hita-bına kabiliyet kazandırmaktır.

 

“Senden önce gönderdiğimiz bütün Peygamberler de şüphesiz yemek yerler, çarşıda pazarda gezerlerdi. (Ey insanlar) sizi birbiriniz için imtihan aracı kıldık. Bakalım sabredecek misiniz? Rabbin hakkıyla görendir.” (Furkan, 20)

 

“HEP NEFS ÇIKAR KARŞIMA ÖLÜP ÖLÜP DİRİLSEM,

         İNSANDAN KAÇMAK KOLAY KENDİMDEN KAÇABİLSEM.”          Necip Fazıl

 

         DUA: “Allah’ım! Ürpermeyen kalpten, doymayan nefisten, fayda vermeyen ilimden ve kabul olunmayacak duadan sana sığınırım.”              Hadis-i Şerif

 

         “Doğru yolda eğri yürüyenler, eğri yolda doğru yürümeye çalışanların daha da gerisinde kalabilirler.

 

         “Tam bilen iş yapar, eksik bilen tenkit eder, hiçbir şey bilmeyen emreder.

 

         “Küçük insanlar kişileri, normal insanlar olayları, dahiler fikirleri konuşur.

        

         “Dürüst gidişat, güzel görünüş ve bütün işlerde ölçülü hareket, nübüvvetin yirmi beş cüz’ünden bir cüz’dür.”                           Hadis-i Şerif

 

         NÜKTE… SEVENİN ÇOKLUĞU, YERENİN FAZLALIĞI

         İslâm büyükleri, şahsiyetini ikmal etmiş bir mümini tarif ve tavsif ederlerken derler ki: Ne sevenin çokluğu, ne de yerenin fazlalığı ona menfi ve müspet yönde tesir etmez, huyunu değiştirmez. Şahsiyetini ikmal etmiş bir mümin, her ikisinde de tek noktaya bakar: Seven niçin seviyor, yeren niçin yeriyor? Seven haklıysa şükreder, yeren haklıysa tevbe ve istiğfar eder ve der ki: Mühim olan, rıza-i İlâhî’dir, aslolan onun sevip sevmemesidir.

 

         “Allah’ı bir bilmek; hiçbir şeyi ne inançta, ne de ibadette ona eş tutmamak” iman esaslarının başıdır.

 

         HER ŞEYİ BİR ANDA İSTEMEK, HİÇBİR ŞEYİ İSTEMEMEK DEMEKTİR.

         

“Görmek demek; neyin ne işe yaradığını, ne olduğunu bilmek anlamak demektir.”

 

“Engeller; gözünüzü hedeften ayırdığınız zaman karşınıza çıkan şeylerdir.”

Yazar: nasihatler.org

paylaş

Bir yorum yap

E-posta hesabınız yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Şu HTML etiketlerini ve özelliklerini kullanabilirsiniz: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <strike> <strong>